|
Avrupa'da Kamping |
||
|
[1] Yolun
uzunluğu ve gezilecek yerlerin çokluğu sebebiyle; aile olarak
gezi için gerekli iş taksiminin yapılması ve gezi başlangıcından
çok evvel başlanması gereken hazırlıklar, gezinin sıkıntısız
geçmesi için ön şart sayılmalıdır. Eşim;
en az bir ay yetecek kadar konserve, şeker, pirinç ve fasulyeyi
aracın bagajına yerleştirdi. Ben de internet aracılığı ile
konaklayacağımız yerlerin kalite ve fiyatları hakkında
bilgileri dosyaladım. Bu arada 1992 model Lada Samara'nın yola
hazırlık bakımı da tabi ki benim görevimdi. Kızım ise,
kendisi için gerekli üniversite gereçleri, ayakkabı ve elbise
için bazı notlar aldı.
09.Temmuz.2001 Öğlene
doğru yola koyulduk. Artık tatilimiz başladı. Araç motorunun
sesini dışlamak ve tatil havasına girebilmek için Tarkan'ın
kasetini teybe koyduk. Kızım da şarkıya eşlik etti. Tekirdağ’dan
sonra, yolumuz üzerinde karşı yoldan gelen Alman plakalı araçlarla
karşılaştık. Almanya'da çalışan Türk işçileri akın akın
tatil için Türkiye'ye geliyorlardı. İpsala
hududuna geldiğimizde hemen gümrük işlemlerini yaptırdık.
Zaten buraya gelen herkes otomatik olarak işlemlerin akışına
uyuyor. Eşim arabada beklerken çıkış işlemleri tamamlandı.
Ben bu arada Tekel'e uğrayarak üç karton Ballıca sigarası aldım.
Tekel memuru Ballıca sigarası siparişime şaştı kaldı. Tabii
olarak iki şişe de Tekirdağ rakısı aldım. Tekel mağazasında
sigara ve içki fiyatları diğer yerlere göre çok ucuzdu. Demek
ki huduttan bu tür şeyleri almak gerekiyor. Huduttan,
Yunanistan'a geçmemiz ile çıkmamız bir anda oldu. Yunan gümrüğünde
pasaport kontrolü ile araç giriş belgesi tasdiki yapıldı. Gümrükçüler
aracımızdaki bagajlara bakmadılar. Sadece "iyi
tatiller" diyerek bizleri uğurladılar. Yunanistan
hududundan çıkar çıkmaz hayretler içinde kaldım.
Yunanistan'dan çıkış yapmak isteyen Türk işçilerine ait araç
konvoyunun uzunluğu kesinlikle dört beş kilometreyi buluyordu.
Selanik'e kadar yolumuza devam ettik. Yollar gayet genişti, bu yüzden
araç kullanmaktan zevk alıyorsunuz.
Selanik İpsala
gümrüğünden 09.Temmuz.2001 tarihinde saat 21:30 ‘da çıkış
yapmıştık. Ertesi günün sabahına doğru saat 03:00 ‘de
Selanik - Atina otobanının girişine geldik. Artık istirahat
zamanı gelmişti. Araç içinde üç saat kadar uyuduk. Hava sıcak
olduğundan uyku tulumlarını kullanmadık. Zaten hava soğumaya
başladığı anda da yolumuza devam kararı aldık. Dinç ve diri
olduğumuzdan yola devam etmekte bir sakınca görmedim. Zaten
sabaha doğru çoğalan araçların gürültüsü de daha fazla
uyumamıza engeldi.
Selanik'teki St. Demetrios2 Kilisesi Gerçekte
Selanik’te birkaç gün kampingde kalmayı planlamıştık.
Seyahate çıkmadan bir kaç ay evvelinden kamping ücretlerini öğrenmek
için e-mail atmıştım. Maalesef yanıt vermediler. Biz de bu yüzden
Yunanistan' da harcama yapmamaya karar verdik. Bize mi benziyorlar
ne? Bizim
huduttan çıktıktan sonra birçok benzincide otogaz sordum. Hiçbir
yerde satılmıyor. Ama Selanik - Atina otobanına girdikten 25
kilometre sonra Shell tesislerinde otogaz buldum. Hemen otogazımızı
aldık ve benzin kullanmadan yolumuza devam edebildik. Benzincide
40 litre otogaz için 7.000 Drahmi ödedim. Bizim paramız ile 21
milyon TL yapıyor ki otogaz bize göre gerçekten çok ucuz. Yolumuz
üzerindeki manastırları ile ünlü Meteora şehrinden geçiyoruz.
Turistik açıdan çok ünlü bir şehir. Her yer turist kaynıyor
fakat biz yola devam ediyoruz. Başka bir gezide Meteora'yı
programa alırız. Halbuki burada en az bir gece kalmak, güneşin
doğuşunu seyretmek isterdik. Şehir ile ilgili tüm bilgilere
sahip olmamıza rağmen program dışı kalmak istemiyoruz. Bu şehirle
ilgili diğer bir önemli bilgi ise; Meteora'nın çok pahalı bir
soygun yeri olmasıdır. Yine de başka bir zaman bir gün kalmayı
düşünüyoruz.
Meteora'daki kaya üstü manastırlarından bir görünüm
Meteora'da bir başka manastır üzerinden gün batımı Meteora'dan
Igomenitsa'ya kadar yol tamamen dağlık arazi olup direksiyon
sallamak oldukça yorucu. Bu beş saat süren yolda zaman zaman çam
ağaçları arasında oturarak dinlenmek gayet güzel oluyor. Gerçekte
dağ yollarına rağmen yol kalitesi çok güzel, araç sürüşü
zevkli oluyor. Devamlı yokuş, iniş ve zikzaklı yollar hedef
gezi için sıkıntı vermiyor. Alman plakalı Türk işçilerinin
arabaları konvoy halinde İpsala'ya doğru gidiyorlar. Bu arada,
tüm araçlar bilinen kalite araç olmasına rağmen, çok eski
modeller. Tahminen beş bin araç içinde üç veya beş yeni
model araç gördüm. İonia'ya girişten evvelki dağda, altı
adet çekici bekliyordu. Demek ki o meşhur eşek anırtan yokuşu
çıkarken, bizim işçilerin araçları yolda kalıyor. Hava da
çok sıcak olduğundan motorları su kaynatıyordur. Bizim Lada
Samara kaliteli marka araçlara nazire yaparcasına keyifle yoluna
devam ediyor. Saat 15:00 ‘de Igomenitsa'ya vardık. Burası çok önemli bir merkez. İtalya'ya geçiş için en uygun liman şehri. Feribot için çok sayıda olan seyahat firmalarının birinden bilet ücretleri için teklif almamız gerekiyor. Seyahat acentalarının fazla olması sayesinde serbest ekonomi gereği pazarlık gücümüz artıyor. Mevsim şartları dolayısıyla bu aylarda tüm feribotlar İtalya'ya boş olarak gidiyorlar. Dolayısıyla daha uygun fiyatlara bilet bulmak mümkün. Bu aylarda İtalya'dan gelen feribotlar dolu oluyor. Tabii olarak hepsi Türk işçilerinin araçları ile dolu. Birkaç acenta dolaştıktan sonra Igomenitsa - Bari arası, üç kişi ve araç ücreti olarak gidiş ve dönüş için 67.000 Drahmi' ye anlaştık. Igomenitsa'da bundan başka hiç masraf yapmadık.
İgomenitsa Limanı'ndan yola çıkan bir feribot Akşam
saat 22:00 ‘de feribot hareket ediyordu. Küçük bir liman
kenti olan bu şehirde parkta oturarak ve biraz da şehri gezerek
vakit geçirdik. Seyahat acentalarının bazılarında Türkçe
olarak "Uygun fiyata feribot bileti satılır" yazan
reklamlar bulunuyordu. Feribota binerken gümrük kontrolü ve
polis kontrolü yoktu. Kısaca burada pasaport kontrolü olmadan
Yunan hududundan İtalya'ya geçiş mümkün. Bu bakımdan Irak,
Afganistan ve Türkiye'de iş bulamayarak Yunanistan'a kaçak
giren pasaportsuz insanların İtalya'ya kaçış noktası
Igomenitsa sınır kapısı oluyor. Türkiye'de iş bulamayan ve kürt
kimliğini kullanarak Yunanistan'da oturma izni alan birçok Türk
bu şehirde bulunuyor. Hepsi de akıllı ve cıva gibi insanlar.
Bu kişiler bir süre sonra bir yolunu bularak feribot ile İtalya'ya
geçme ümidini taşıyorlar. Dikkatimi çeken diğer bir husus
ise, bu kişilerin bol parası ve cep telefonlarının bulunmasıydı.
Feribota pasaportsuz binmenin mümkün olduğunu fakat İtalya'da
feribot çıkışında kontrol olduğunu da öğrenmişler. İtalya'ya
geçişte pasaport kontrolünü atlatacak aracılar arıyorlar. Bu
işleri yapanların olduğu ve yüksek para talep ettiklerini söylediler.
Simsarlar güvenli geçiş için 3.000 DEM teklif ediyorlarmış. Akşam
21:00 ‘de feribota bindik. Eşim hemen aracın yanında tüp gaz
ocağını yakarak çay suyu ısıtmaya başladı. Ben de bir
konserve açtım ve yavaş yavaş püfür püfür esen havada yemeğimizi
yemeğe koyulduk. Eşimin evde hazırladığı köftelerden de bir
lokma yemeği unutmadık. Saat 23:00 ‘de feribotun oturma
salonuna geçtik. İş bölümüne göre, kızımın tuttuğu günlük
masrafları ana deftere geçirdim. Oturma salonunda uyku tulumlarımızı
üstümüze örterek uykuya daldık. Bir günlük yol yorgunluğunu
üzerimizden atarak uyandık. Eşim aracın yanında sabah kahvaltısını
hazırladı. İtalya
kıyılarına yakın olarak seyir ediyorduk. Bari'ye 11:30 ‘da
vardık. Pasaport kontrolü kısa sürede bitti. Bagajlarımızı
kontrol etmediler. İlk konaklayacağımız yer Cupra Marittima'ya
doğru hemen hareket ettik. Tatil şimdi başlıyordu. Kendimizi
yorgun hissediyorduk. Bari şehri bizi enterese etmedi.
Diğer yazılarımızdan ve gelişmelerden haberdar olmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN Düşüncelerinizi, önerilerinizi, isteklerinizi, bilgi ve görüşlerinizi bizimle paylaşmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN
|
© 2002
www.1de1.com