Avrupa'da Kamping

 

[3]

 

Yemek pişirmek için kullandığınız piknik tüpleri bittiğinde doldurmanız mümkün değil. Bizim tüpler Avrupa standartlarına uymadığından dolum yaptıramıyorsunuz. Uzun bir tatil için iki tüple yola çıkılmalı veya Avrupa standardına uygun tüp almalısınız. Burada aldığınız tüpleri de Türkiye'de kullanamazsınız. Eğer Avrupa standartlarında gaz tüpü almak isterseniz, Yunanistan' da çok ucuza almanız mümkün. Bir de burada kamping tüpleri satılıyor ama bu tüpleri kullanmaya para dayanmaz. Kampingde elektrik ücreti ödemediğiniz takdirde ufak elektrik ocağı ile yemeğinizi pişirebilirsiniz.

 

Aydınlatma yapmak veya buzdolabınızı çalıştırmak için kablo ve fiş gerekiyor. Elektrik panolarında üç girişli fişler kullanılıyor. Burada da Avrupa standartlarına uymayan elektrik fişlerini kullanamazsınız. Fakat en yakın marketten hazır elektrik fiş ve kablolarını satın alarak kullanmanız mümkün.

 

Öğle yemeğimizi yedikten sonra çadırlarımızı toplayarak yola koyulduk. SS 16 devlet yolu ile sahilden gezerek ve görerek yukarı doğru yolumuza devam ettik. Ancona, Fano ve Rimini'den Ravenna'ya kadar sahil olduğu gibi kumsal. Hafta sonu olduğu için tüm İtalyanlar sahil boylarına arabaları ile gelmişler ve denize giriyorlar.

 

Ravenna’yı geçer geçmez şehir dışında yolun sol tarafında muazzam bir süpermarket gördük. Bir üst geçit bularak süpermarkete gittik. İsmi; Espo Centrocommerciale idi. O kadar büyük alanda kurulmuş ki hektar hesabı bilmediğimden çok büyük bir yer yazıyorum. Otopark alanında biraz dolaştıktan sonra müsait bir yer bulabildik. Market içine girer girmez tatlı ılıman bir hava bizleri karşıladı. Süpermarket içinde, marka ayakkabı, gömlek ve elektronik malzemeleri satan birkaç tane mağaza bulunuyor. Spor mağazaları ve kadın eşyaları ile parfümeri mağazaları görülmeye değer. Hepsi kalbur üstü kalitede mağazalar. Bu mağazaları gezdikten sonra yiyecek standları kısmına girdik. Yiyecek standlarının bazılarında tadımlık yiyecekleri ücretsiz olarak takdim ediyorlardı. Her standı dolaşarak pizza, tatlı ve ekspresso kahvelerin tadına baktık. Yani akşam için gerekli gıdamızı bedavaya getirdik.

 

Eşim ve kızım, benim için "yorgun" olduğumu söyleyerek markette beni bir koltuğa oturtup gezmeye çıktılar. Biraz sonra geldiklerinde alış veriş yaptıklarını gördüm. Böyle bir süpermarketten de alış veriş yapmamak olmaz ki? Mallar ucuzmuş ve hem de kaliteliymiş. Valla anlamam ki? Ben ancak yol hesabından anlamak zorundayım. Masrafları hoşgörü ile karşıladım. El cebe gitti, işlem bitti. Tatilde sinirleri germeye hiç gerek yok.

 

Araç için otogaz sıkıntısı çekmiyoruz. Her benzin istasyonunda otogaz satıyorlar. Bir litre otogazın fiyatı ortalama 1.040 Liret, yani bedava. Süper benzinin litresi 2.160 Liret, yine ucuz. Türkiye'de bizler, işimizde bir şey üretmediğimizden az kazanıyoruz. Fakat pahalı ödüyoruz.

 

Ravenna'dan hareket ettikten sonra 309 Devlet yolu ile Mestre'ye yol almaya başladık. Porto Garibaldi'ye yaklaştığımızda kanalizasyon kokusu yayılmaya başladı. Bu pislik kokusu Mestre'ye kadar devam etti. Zaten Venedik'in pis koktuğunu herkes söylerdi. Programımıza göre üç günlük Venedik gezimizi iptal ettik.

 

Akşam saat 22:00 civarında Mestre'de otoban girişindeki benzinciye vardık ve bu benzincide kalmaya karar verdik. Benzincinin yanındaki otelin havalandırmasına yakın bir yere geçerek istenmeyen kokulardan uzaklaştık. Havalandırma yanında bulunmamızın diğer bir sebebi de sivrisineklerden uzak kalmak. Bizim gibi düşünen bir çok ülkenin turistleri karavan ve araçları ile benzincinin park sahasında sabahlıyorlar.  

 

Mestre'de arabada konakladığımız Agip benzin istasyonu

 

İtalya'da benzin istasyonları saat 12:00 ile 15:00 arası kapalıdır. Akşam ise saat 19:00 ‘da kapanan benzin istasyonları sabah saat 08:00 ‘de açılır. Benzin istasyonlarının kapalı olduğu bu saatlerde, otomat dolduruculardan 10.000 Liret’lik benzin veya mazot almanız mümkün. Şu sıralar otogaz için otomatik doldurucular bulunmuyor. 24 saat açık benzin istasyonları da var fakat buralarda gece çalışma usulleri değişik. Eğer benzin almak isterseniz kapalı yerde bulunan memura benzin parasını veriyorsunuz, dışarıda bulunan bir diğer görevli de benzininizi  veriyor. Gece çalışan bu yerler hırsızlığa karşı bu tür bir önlem almışlar.

 

Mestre'ye gelene kadar aracın ön tarafı ve üst bagaj, böcek ve bilhassa sivrisinek ölüsü ile doldu.

 

Mestre'deki Agip benzin istasyonunda, aracı istediğimiz şekilde park ettikten sonra, üçü oturmak ve biri de yemek masası yapılmak üzere dört adet plastik kola kasası tedarik ettim. Eşim hazır çorbalardan mercimek pişirirken kızım da salata yaptı. Bu yemekler karnımızın doymasına kafi geldi. Az yemek eşimin işine geliyor. Zira fazla kilo almaması için bu tarz yemek yemek yolculukta mümkün oluyor.

 

Benzin istasyonundaki tuvalet kabinine girdiğinizde ışık yanıyor ve dışarı çıktığınızda da otomatik olarak sönüyor. Cahilliğime verseniz bile ilginç bir yöntem olarak kabul ettiğimden yazıyorum. Ellerinizi yıkamak isterseniz bir an için zorluk çekebilirsiniz çünkü musluk açma düğmesi ayak altında bulunuyor. Bir müddet ne yapacağımı şaşırdığımı söylersem yalan olmaz. Tatiller insana bir şeyler öğretiyor. Musluk altındaki butona basmadığınız takdirde sular akmayacaktır.

 

Uyumak için arka koltuktaki buzdolabını (35 cl. lik olup araç çakmağı ile de çalışıyor) arka sol kapının önüne koyduk ve kapıyı açık bıraktık. Bize göre etraf bu tarz uyumaya elverişliydi. Fakat, öyle değilmiş. Sabaha karşı ön koltukta uyuyan hanımın bağırması ile birden uyandım. Bu arada kız da çığlık atıyordu. Dışarıda aracın yanında kadar gelen üç İtalyan buzdolabını çekerek çalmaya çalışıyorlarmış. Hanımın uykusu hafif olduğundan uyanmış, onun bağırması üzerine aracın ön sol kapısını açarak dışarı fırladım. 35 - 40 yaşlarında olan adamın yakasına yapıştım. Adam dilsiz numarası yapıyordu veya dilsizdi. Kendini acındırmak istiyordu. El hareketi yapmadan akşamdan oturmak için aldığım kola sandıklarına hamle yaparken dilsiz orada bulunan otoya doğru koşarak hemen içeriye girdi. Ben de ancak kola sandığını aracın üzerine atabildim. Ama nasıl kaçtılar.

 

Olay sabaha karşı 4:30 da oldu. Bu saatten sonra uyumak ne mümkün. Kahvaltı etmekten vazgeçerek yola koyulduk. Hedefimiz Avusturya sınırı; Traviso.

 

Traviso’ya giderken 90 km/saat hızla gidebiliyoruz. Bu devlet yolunda daha üst sınırı kabul etmiyorlar. Herkes kurala uyuyor. Araç kullanan bu insanlar bunu bir sanat olarak kabul ediyorlar. Bari ile Traviso arasında binlerce aracı izledim ve sürüşlerinden büyük zevk aldım. Ayrıca bu şartlarda aracınız da zorlanmıyor. Yolda genelde erkek sürücü kadar bayan sürücü de gördüm.

 

Avusturya hududuna geldiğimizde, uzakta bulunan bir görevli bizlere devam işareti yaptı ve yolumuza devam ettik. Avusturya'ya girenin ilk yapması gereken, aracının sol üst tarafına yapıştırılan otoban kartını almaktır. İki haftalık Avusturya dolaşımında araç kartına 105 Şilin ödedik. Bu kuponlar huduttaki tütüncüde ve huduttan on kilometre uzaktaki benzincide satılıyor.

 

Bu gezimizde İtalya şehirlerinden Napoli'de son dinlenmemizi yaparak, dönüşe geçmeyi planladık. Önemli tarihi şehirlerin geçmişini ve sanatlarını da yakalamak istiyoruz.

 

Avusturya'ya girişten sonra en yakın yerleşim yeri olan Willach'a uğramadan Klugfahren’e geçtik. Aracımızı merkezde parka bırakarak bölgeyi gezmeye başladık. Göl kenarında bir şehir. Internetten aldığımız bilgilere göre çok pahalı bir yer olduğundan konaklamayı düşünmüyoruz. Göl kenarında cafelerde oturan temiz giyimli ve rahat insanları görmek, şehir hakkında birkaç ipucu veriyor. Evler genelde iki katlı olup göze hoş gelen bir estetiğe sahipler. Ayrıca tüm evler balkonlu olup balkonlar boydan boya çiçeklerle doldurulmuş.

 

Geldiğimiz gün hafta sonu olduğundan herkes arabaları ile göl kenarındaki parklara ve cafelere gelmişti. Aynı gün burada uluslararası maraton müsabakası da vardı. Gezi parkını kırmızı şeritlerle çevirerek koşu yollarını işaretlemişler. Halk, kendi sporcularını ve diğer sporcuları candan destekliyor. Herhangi bir koşucu piknik alanı yanından geçerken ayağa kalkarak destekliyorlar. Yapılan bu teşvikten, her koşucunun o alkışlayan ailenin bir ferdi olduğu izlenimini alıyorsunuz.

 

Öğleden sonra yola koyulduk. Bir müddet sonra Graz'a yaklaştık. Kuzey Graz'dan şehir merkezine giderken bir dükkanın camında Türkçe olarak "döner" yazısını görerek aracımızı  dükkanın önüne park ettik. Dükkan sahibinin Türk olduğunu, memleketinin Konya ve isminin Hasan olduğunu öğrendik. İletişim kurduğumuzda derli toplu ve akıllı bir kişi olduğunu anladık. Hayatından memnun olduğunu fakat Türkiye'deki ekonomik krizden dolayı büyük üzüntü duyduğunu belirtti. Bir insanın ülkesini bu kadar güçle sevmesine hayret ettim desem yalan olmayacaktır.

 

Graz şehrinin harika görüntüsü

 

Graz'da görülmesi gereken en önemli yer olan Schlussberg tepesine çıktık. Tepeye çıkmak hiçte kolay değil. Bizim Hasan bile yirmi yılda hiç çıkmamış. Tepedeki kulenin çevresinde, püfür püfür esen ılıman rüzgarda Graz'ı seyrettik. Graz'ın tarihi dokusunu okşadık. Eşimi ve kızımı; fon olarak da Graz şehrini fotoğrafladım. Güzel şehrin güzel hatırası. Graz şehrinde de hafta sonu dolayısıyla kimsecikler bulunmuyor. Herkesin göl kenarında bulunmaları mümkün. Zaten hava da o kadar güzel ki.

 

Schulussberg tepesinden Graz şehrinin kuzey tarafına bakış

 

Programımıza göre Viyana'ya uğramadan Prag'a gideceğiz. Graz'dan hemen otobana girdik. Yol çok güzel ve kaliteli. Aldıkları paranın karşılığını veriyorlar. Zaman zaman hız tutkunları ile karşılaşıyoruz. Biz 90 km/saat hızla en sağ şeridi tercih ediyoruz, tırlar bile bizi geçiyor. Zaman zaman tünellerden geçiyoruz. Dağlar arasından geçerken bile alışık olmadığımız dümdüz yolları görünce, hayran kalmamak insanın elinde değil. Dağların tepelerinde karlar görmek mümkün. Otoban boyunca ilerliyoruz. Yol kenarlarında belli aralıklarla düzenli konulan panolarda, FM kanalında bulunan bazı radyo istasyonlarının frekansları belirtilerek dinlenilmesi tavsiye ediliyor. Bizler de bu tavsiyeye uyarak radyomuzu ayarlıyoruz. Hatta tırlar için özel radyo istasyonları da bulunuyor.

 

Avrupa'nın en genç dağları arasında dümdüz ve kusursuz yollarda direksiyon sallamanın büyük zevk olduğunu belirtmek isterim. Yolların böyle kaliteli yapılması da ayrı bir mantık içeriyor. Halbuki Yunanistan'da hiç böyle değildi. Yunanlılar, dağlarda yolları devamlı döndürmüş, inişli çıkışlı inşa etmişler. Akıllarına bir tünel yapmak gelmemiş. Halbuki yol yapımlarının parasını Avrupa Birliği’nden alıyorlar.

 

Selanik'ten sonra uğradığımız benzin istasyonunda,  Selanik - Atina otoban yapımının on senedir devam ettiğini ve daha on sene bitmeyeceğini söylediler. Halbuki iki şehir arası dümdüz arazi. Yunanlı Dimitro; yapım firmasının sahibinin torununun torununun Amerika'da altmış yıl yaşaması için yolun yapımının uzaması gerektiğini düşünüyor. Bu fikir üzerine, ben de Hereke - İzmit yolunun on beş yılda niçin bitmediğini anladım. Hereke - İzmit arası otoban inşaatını yapan firmanın sahibi Bahattin Gören'i saygı ile anıyorum.

 

Viyana'ya 120 kilometre kala, otoban kenarındaki park yerine girdik. Park yemyeşil ve sık ağaçlarla dolu ve her taraf çimen. Burada hem akşam yemeğimizi yemek hem de gecelemek istiyoruz. Park yerleri çok emniyetli, polisler devamlı kontrol yapıyorlar. Eşim çorba yapmaya başladı. Bu kez domates çorbası yapıyor. Bagajımızda 25 adetin üzerinde hazır çorba bulunuyor. Bir de yanına hazır dolma açtık. Parkın buz gibi suyunu da servise soktuk. Park yerinde sabit masa ve sandalye de bulunduğundan oturarak yemeğimizi yemeğe başladık. Park yerine gelen herkes temizliğe dikkat ettiğinden her yer pırıl pırıl.

 

Yemekten sonra kahve faslına geçtik. Bilindiği üzere ülkemizde kahve yapımı cezve adını verdiğimiz araç ile yapılır. Avrupa'da kahve yapımı için kullanılan araç değişik tiptedir. Bu kahve yapım usulü İtalya'dan çıkmış olup bahsettiğim araç üç bölümden oluşur. İtalyanlar bu kahve yapım aracına "macchinato" diyorlar. Macchinato'nun birinci alt bölümüne su dolduruluyor, ikinci bölüm kahve ve üst bölüm ise kaynayan suyun buharının kahve bölümünden geçerek kahvenin özünü taşıdığı bölümdür. Macchinato'nun alt kısmındaki su tamamen buhar olduğunda üst kısımda servise hazır kahveniz bulunur. Bu konuyu detaylı anlattım. Bu tarz kahvenin tadı ve içimi çok değişik ve içimde büyük zevk alıyorsunuz. Macchinato'lar yapılacak servise göre çeşitli büyüklükte bulunabiliyorlar. Satış fiyatları; pişirim hacimlerine göre 1.500 Liret’ten 25.000 Liret’e kadar değişir. Ülkemizdeki süpermarketlerde ekspresso kahve satılmasına rağmen çok az tüketimi olduğunu zannediyorum.


 

Diğer yazılarımızdan ve gelişmelerden haberdar olmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN

Düşüncelerinizi, önerilerinizi, isteklerinizi, bilgi ve görüşlerinizi bizimle paylaşmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN

 

© 2002

www.1de1.com