Avrupa'da Kamping

 

[7]

 

Sabahleyin Tesco’da çok kuvvetli bir kahvaltı yaptık. Market sabah 06:00 ‘da açıktı. Bu kez hazırlıklı olduğumuzdan uyku tulumları ile uyuduk. İnsanlar yavaş yavaş alışverişe geliyorlardı.

 

Belki gerekli olabilir düşüncesi ile Tesco tesislerine nasıl gidildiğini yazmak istiyorum. Tabor - Prag E 55 yolunu, dış otoban yolunu takip ederek E 55 ‘in uzantısı yolu şehir dışına çıkana kadar takip edeceksiniz. Şehir dışında on katlı kadar, epeyce fazla sayıdaki sosyal konutları gördüğünüzde benzin istasyonunu geçer geçmez sağ tarafa döneceksiniz. Hemen ileride Tesco tesislerini göreceksiniz.

 

Gece çok sakin geçti. Polis zaman zaman market çevresini dolandı. Bizim gibi turist araçlarının yanından bile geçmediler. Turistleri rahatsız etmek istemiyorlar. Sabah uyandığımda eşim, yanımızdaki çimenlerde gece tavşanların oynadığını söyledi.

 

İnternet aracılığı ile öğrendiğim Siesta Camp‘tayız. Kampingin kalitesi mükemmel. Elektrik ve sıcak sudan ücret almıyorlar.

 

Siesta Camp

 

Siesta Camp

Adres : Pod Sancemi 444/1  19000 Praha

Web : http://www.hostel-siesta.cz/

e-mail : hostel.siesta@iol.cz

  

Kampingin esas ismi Siesta Hostel idi. Genelde Avrupa'da kampinglerin pansiyon kısımları da oluyor. Bizim bu kampingde de pansiyon olarak kalmanız mümkün. Arzu edenler fiyatları internet aracılığı ile öğrenebilir.

 

Kampingin yerini bulmak biraz zor. Bir kere Prag’ın 9. bölümüne gideceksiniz. Ceskomoravska caddesinden Podebradska semtini bulacaksınız. Günlük ödediğimiz ücret; üç kişi, bir araç ve çadır için 290 Kron. Bu da aşağı yukarı üç kişi için günlük 15 DEM yapıyor. Eğer Prag’a geziye gelirseniz burayı tavsiye ederiz. Neden mi? Bu kampinge gelirken internet aracılığı ile adresini öğrendiğimiz diğer bir kampinge uğradık. Bu kampingde aynı şartlarda ve hem de elektrik ve sıcak su ücrete tabi olmasına rağmen günde 760 Kron ödüyorsunuz!

 

Dikkatinizi çekmek isterim. Frymburk'taki kampingde her şey para idi. İki dakika damlayan suya 10 Kron ödemek zorunda kalıyorduk. Ayrıca ayrılırken, hesapta olmayan kişi başına 10 Kronluk Turizm Vergisi de aldılar.

 

Çadırımızı kurduk. Kızımla beraber üç dakikada kuruyoruz. Bu konuda iyi anlaşıyoruz. Sıcak bir duş alarak kampingden tahminen 500 metre uzaktaki merkez olan Vysocanska metro istasyonuna gittik. Bir haftalık turist abonman bileti aldık. Bir kişi için 250 Kron olan bu kart ile tüm araçlara ücretsiz binebilirsiniz.

Kamping arama işlemlerini bilhassa sabah yapın. Sabahleyin sinirler yıpranmamış oluyor. Karşılıklı birbirinizi anlıyorsunuz. İlk yapılan işlerin başında para bozdurmak geliyor. Haftalık abonman biletleri parası Budejovice‘den kalmıştı. Metro ile Prag'a indik ama para bozdurmak ne mümkün. Döviz bürolarının hepsi ama hepsi üç kağıtçı ve sahtekar. Döviz bürosunun camında döviz alış ve satış fiyatları yazıyor. Paranızı bozdurmak istediğinizde üç misli fiyata satıyorlar. Camekandaki fiyatları gösterdiğinizde sırıtıyorlar. Japonlar bunları böyle alıştırmış. Onlarda çok para var, adamlar konuşmadan bozdur gitsin diyorlar. Parayı bozan büroya itimat ediyorlar. Prag'da öyle kerizler var ki bizim gibi düzenli para harcayanların, para bozdurmak için çok ama çok döviz bürosu dolaşması lazım.

 

Siz burayı Opera'nın merkezi bilirsiniz değil mi? Ama yazın bu sıcağında kapalı daracık alanlarda opera izlemekten zevk alır mısınız? Yolda iki adımda bir, iki saat bilemedin üç saat sonra başlayacak operanın ilanlarını elinize tutuşturuyorlar. Bir konserin verileceği oteli gezdim. Evet otelin konferans salonu idi. W. A. Mozart'ın, Die Zauberflöte (sihirli flüt) operasını bu mekanda izliyorsunuz. Çadır tiyatrosu gibi bir şey. Diğer bir mekanda da G.Verdi'nin, La Traviata Operasını aynı düzlemde izleme durumundasınız. Biz de hava alanlarında ve limanlarda turistler geldiği zaman "Kılıç - Kalkan" gösterileri yaparsak, Çek'ler de çadır tiyatroları ile opera severleri avlarlar. Kim gitmişse ve de fevkalade diyorsa inanmayın. Çek'ler çok çabuk dejenere olmuşlar. Ben La Traviata'yı Taksim Kültür Merkezi’nde izledim. Bizimkilerin ellerine su dökemezler.

 

Herkes gibi Prag gezisine Karlov caddesinden başlıyoruz. Her milletten yüzlerce insan bir bayrak veya bir şemsiye işaretinin arkasından gruplar halinde gidiyorlar. Turistlerin en çok dikkatlerine aldıkları yer, Karlov köprüsü ve çevresi. Köprü yolunun sağ ve solunda, kararmış dini motifli heykeller bulunuyor. Köprü yolu boyunca yağlı boya, sulu boya ve kuru boya ile yapılmış, Prag‘ı tanıtıcı resimleri sokak ressamları satıyor. Fiyatları resmin yanına iliştirilmiş. Bir sulu boya resim için ressam ile pazarlık yapmaya çalıştım. Çok uğraştım ama fiyatı indiremedim, herhalde pazarlık bilmiyorlar. Yine köprü üstünde nefesli sazlar topluluğu, açık hava konseri veriyor. Sağ olsun Japonlar bizim yerimize de para dağıtıyorlar. Bu arada iki kişilik körler topluluğu da sanatlarını icra ediyorlar. Koca çanak bir anda Kron ile doluyor. İnsanlar birbirlerine sonsuz saygı gösteriyorlar ve devamlı güleç yüzlüler. Gruplar ip gibi yollarına devam ediyor. Köprü üstü o kadar kalabalık ki fotoğraf çekmeniz neredeyse imkansız. Ama yine de bir şekilde çekiyorsunuz. Grupların vakti olmadığından, köprüde fotoğraf çekmek istemelerine rağmen mümkün olmuyor. Grup başı hemen uyarıyor. Bizim gibi serbest kişiler ise gezinin tadına varıyorlar.

 

Çevrede dilenciye rastlamak mümkün değil. Metro, tramvay ve otobüste gördüğüm bazı hırpani kılıklı Çek'leri turistik mekanlarda görmek imkansız. Her halde polis tertibat alıyor. Sanki Prag boşaltılarak ikinci sahipleri turistlere terk edilmiş gibi. Prag; sahnede turistlerin olduğu bir çadır tiyatrosu.

 

Prag'a gelenlere, radyolarından FM 104.5 ile FM 97.2 kanallarını dinlemelerini tavsiye ederiz. Şu an FM 97.2 de tekno müziğe uyum sağlamış nefis Türk müziği çalıyor. Hayret ettim.

 

Prag'da ulaşımın rahatlığı ve kolaylığı inanılır gibi değil! Koskocaman şehirde yorulmadan en kısa sürede evinize veya işinize gidebiliyorsunuz. İnsanın bir dakikası bile boşa gitmiyor. Bu tür ulaşım ağı içinde olmanız size mutluluk veriyor.

 

Eşim, buraya gelmenin kristal almak için bir sebep olduğunu belirtiyor ve dolaşmalarımız boyunca kristal eşya satan dükkanlara giriyoruz. Aman ne yüksek fiyatlar! Neye göre yüksek fiyat, ben kavrayamıyorum. Elbet hanımın bildiği bir şey vardır. Basit bir iki kristal kadeh, burada çalışan bir Çek'in aylık maaşının yarısı kadar. Birkaç yer gezdikten sonra eşim kristal eşya almaktan vazgeçti.

 

Stare Mesto semtinde bulunan Kodva süpermarketini gezdikten sonra, çıkışta Hotel Mejstrik'in bahçe kısmında oturduk. Kızım, Ledovakava, biz de birer bira içerek yorgunluk giderdik. İçtiğimiz Budweiser markalı bira içilmeye değerdi. Yorgunlukta çok güzel damak tadı veriyor. Herhalde Almanya'dan ithaldir. Yan masamızda üç Çek bayan siparişlerini vererek sohbete koyuldular. Devamlı esprili konuşmaları ve bol bol gülmeleri dikkatimizi çekti. Daha sonra iki veya üç Çek bayanın yan yana gelince devamlı neşeli ve kahkaha atarken gördüğümüzü söyleyebilirim. Bir tespit.

 

St. Wenceslas Heykeli

 

Şehirde kitapçı dükkanları çok olmamakla birlikte, metrolarda  bol bol gazete okuyorlar. Vaclavske Namesti‘ye geldiğinizde çok uzun ve çok geniş bir cadde ile karşılaşıyorsunuz. Bu caddede Çekoslavak Cumhuriyeti’ni kuran Aziz Wenceslas'ın atının üstünde ihtişamlı, dökme demirden yapılmış heykeli bulunuyor. Gençler heykel çevresindeki parklarda sohbet ediyorlar. 1968 kuşağından olan üniversite öğrencisi Jan Palach; 1969 yılında, Wenceslas'ın heykelinin biraz altındaki alanda  kendini yaktığı yerde, parkın kenarında devamlı çiçek bulunan bir haç ile hatırlanıyor.

 

Komünizmin çöküşü ile, her yer kocaman reklam panoları, Wenceslas caddesi de batı tüketiciliğinin simgeleri ile kuşatılmış. Bu caddede  batı versiyonu yeşil saçlı gençler, burnu ve kaşı halkalı kız ve erkek grupları görmek mümkün.

 

Biraz yorgunluk gidermek için açık veya kapalı bir cafeye girerseniz yandınız demektir. Bekleyin ki garson gelsin. Çok beklersiniz. Dürtseniz bile umurlarında değil. Servis o kadar yavaş işliyor ki sıkılıp başka cafeye gidiyorsunuz. Orada da bekliyorsunuz ve en sonunda düzene teslim oluyorsunuz. Herhalde eski düzenin alışkanlıkları devam ediyor. Garsonlar ekstra bir şeyler yaparak bahşiş almayı düşünmüyorlar.

 

Prag şehrinde bulunan heykellerin tümü  paslanmış veya simsiyah durumda. İlgi duyduğunuz heykeller hiç bir derinlik vermiyor. Charles köprüsünde bulunan kapkara heykeller fotoğraf çekerken ikinci planda kalmayı hak ediyorlar.

 

Charles Köprüsü ve heykelleri

 

Stare Mesto’daki meydan, turistler için dinlenme ve sohbet etme yeridir ve günün her saatinde çok kalabalıktır. Burada saat kulesi de bulunuyor. Saat başı olduğunda bu saat kadranının altında bulunan iki pencere açılarak sırayla her iki pencereden 12 havari çıkıyor. Bu havariler dönüp sırasını başka bir havariye vererek kayboluyorlar. Bu arada saat kulesi çıkıntısı üzerinde bulunan, biri iskelet olmak üzere dört simge, ellerinde bulunan çalgıları armonik olarak çalıyorlar. Hiçbir özelliği olmayan bu sistem çok basit ve gülünç. Neden gülünç? Çevresine yüzlerce insanı topladığından. Saat başlarında bütün turistler saat kulesi çevresine toplanıyor, olayı izlemeye veya çözmeye çalışıyorlar. Çekler de dalga geçtikleri turistlere bıyık altından gülüyorlar.

 

Buralara kadar gelince, bir çok ünlü markanın satıldığı giyim ve kuşam mağazalarını gezmek isteyeceksiniz. Mağazaların albenisi, sizleri mağazaya çekecektir. Fakat alış veriş yapmayacaksınız. Hangi marka olursa olsun, malların kalitesiz ve çok pahalı olduğunu göreceksiniz. Ama çok ucuza satın alabileceğiniz kristal ve giyim malları satan Prazska Trznice’ye gitmenizi öneririm. Buraya 3 numaralı tramvay ile gidebilirsiniz. Alışverişte karlı çıkacaksınız.

 

Prag Kalesi'nin uzaktan görünümü

 

Turistlerin gittiği ve bizim de gezdiğimiz Hradcany ve Prag Kalesi görülmeye değer. Şehir merkezinden Kraliyet Sarayı müthiş bir görüntü veriyor. Kraliyet Sarayı’nın yüksek duvarları arasında Vitus Katedrali herkesin ilgisini çekiyor. Vitus Katedrali’nde, kraliyet ailesinin mücevherleri sergileniyor. Sergilenen bu mücevherlerin taklit olduğunu söylüyorlar. Kraliyet Sarayı’nın bahçesinin bir yerinde Çek sanatçılarının yağlı boya resimlerinin sergilendiği mekan, kapalı olmasına rağmen camlar arkasından resimleri tetkik ettik.

 

St. Vitus Katedrali

 

Şarküteri ve süpermarketler çok pahalı olmasına rağmen bol bol meyve, et ve tavuk yemeği ihmal etmeyin. Bilhassa nefis pişirilen tavukları tavsiye ederim.


 

Diğer yazılarımızdan ve gelişmelerden haberdar olmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN

Düşüncelerinizi, önerilerinizi, isteklerinizi, bilgi ve görüşlerinizi bizimle paylaşmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN

 

© 2002

www.1de1.com