|
Avrupa'da Kamping |
||
|
[9]
Stephansdom Katedrali büyük ihtişamıyla herkesi kendine çekiyor. Avusturya'da gotik sanatının en önemli mimarisinde bu katedrali gösteriyorlar.
Stephansdom
Katedrali
Viyana'da
kamping fiyatları yüksek olmakla birlikte, görülmeye değer
bir şehir. Şehrin tarihi merkezinde parke taşlı sokaklar,
turistler için sürücüleri bayan olan faytonlar, devamlı
alış verişin olduğu mağazalar, cafe ve pastaneleri ile bu
şehir beyninizde yer edecektir. Kitapçılar her zaman
kalabalık ve iyi iş yapıyorlar. Almak istenilen kitabın sağından
solundan okuyan birçok kişi kitapçıda bulunuyor. Bu
şehirde Türkleri tanımak çok kolay. Giyim, kuşam ve örflerinden
uzaklaşmadıkları göze takılıyor. Bulunduğu ortam ile uyum
sağlayan bir kişi göremedik. Genelde gruplar halinde yaşıyorlar.
Yetişme tarzları feodal kökenli olduğundan temizlik işleri ve
ticaretle meşgul oluyorlar. İnşaat işlerinden iyi para kazandıklarını
söylüyorlar fakat kışın işsiz kaldıklarından yakınıyorlar.
Radikal dincilerin baskısına direnerek çocuklarına iyi eğitim
vermek isteyen aileleri de gördük.
Schönbrunn Sarayı
Viyana'da görülecek yerlerden biri de Hofburg hanedanlığının bulunduğu Schönbrunn semtindeki saraydır. Her türlü vasıta ile gitmek mümkün. Milyonlarca ağacın düzenli olarak bulunması bu muazzam parkı gezmeye değer kılıyor. Binlerce dönüm olmasına rağmen tertemiz. Çiçek bahçelerinin dizaynı da iyi bir gün geçirmenizi sağlıyor. Bol bol fotoğraf çekerek bu parkı zihninizden silinmeyecek şekilde hatıralarınız arasına alabilirsiniz. Viyana'ya gelenlerin görmesi gereken birinci yerlerden biri. Bu alanda Hofburg hanedanlığının büyük gücünü görsel olarak görebilirsiniz. Sarayda her zaman konserler olduğunu elimize tutuşturulan bildirilerden öğrendik. Örneğin bu akşam W.A. Mozart'ın, Die Hochzeit des Figaros (Figaronun Düğünü) temsil ediliyor. Sarayı gezmenizi salık veririm.
Schönbrunn Sarayı bahçelerinden biri Viyana'yı
içten gezdikten sonra Kahlenburg tepesine çıkmalısınız.
Buradan bakınca tüm Viyana ayaklarınız altındadır. Hatta
oturup bir kaç şey de içebilirsiniz. Viyana bu tepeden bütün
çıplaklığı ile izlenebiliyor. Detayına indiğiniz Viyana'yı
en sonunda panoramik olarak görmek çok özel bir zevk. Sayın
Cumhurbaşkanımızın yurtdışı geçişlerde herkesin kişi başına
50 Dolar ödemek zorunda olduğuna dair kanunu imzaladığını öğrendik.
Vallahi çok çok iyi oldu. Yurt dışına giderek insanların
insan gibi yaşadıklarını öğrenirsek ne yapacağız !? Yarın
Viyana'dan ayrılıyoruz. Bunaltıcı sıcaklara “dur” diyen
yağmur başladı. Eşim bu sabah çamaşır asmıştı. Havanın
kapalı olmasından istifade ederek bugüne kadar yaptığımız
masrafları döktük. Günlük tutulan hesaplar, genel toplamda
yolumuzu net gösteriyor. Sabah
kahvaltıdan sonra yağmur altında çadırları topladık. Yağmur
dolayısıyla çadırlar tam olarak temizlenmeden paketine girdi.
Oluyor işte! Hemen A 1 otobanına girerek otoban geçiş kartının
zamanı geçmesine rağmen yola koyulduk. Eğer dinlenme yerlerine
girmezsek, otoban serbest geçiş kartlarımızın kontrolü de
olmazdı. Nitekim öyle oldu. Linz‘e kadar yağmurla geldik. Öyle
pek sıkı yağmur yağmıyordu ama dışarısı soğumuştu. Aracın
kaloriferini yakarak ısındık. Linz’den sonra Avusturya'yı Dünyaya
tanıtan kartpostallarını her saniye gerçek olarak karşımızda
ve çevremizde görüyorduk. Aracın hızını keserek, göz seyri
ile yola devam ettik. Müthiş bir tabiat, her şeyi ile o kadar
uyumlu ki, insan hayran kalıyor. Kartpostalların gerçek olduğunu
görüyorsunuz. Mondsee’ye geldiğimizde fena halde aptallaştım. Gidiş yönümüzün ters tarafında göl gözüküyordu ve ileride karşı tarafa geçmek için muhalefet ile karşı karşıya kaldım. Otobanın yan yolundan karşı tarafa geçiş yaptım. Mondsee gölünü çimenler üzerine oturarak seyrettik. Böyle güzellik nasıl olabiliyor? Olmaz böyle bir şey! Bir ülkenin kültürünü gezip görerek incelerken tabiatının da incelenmesi gerekiyor. Çevredeki köylerin, yolların ve ağaçların uyumu Cennette olduğumuzun tam bir ifadesi. Epey vakit geçirdik. Viyana şehrinin kültür miraslarını fotoğrafladığımız kadar Mondsee'yi de fotoğrafladık. Yola geç kaldık ama değdi.
Mondsee
Gölü Salzburg'tan
Spittal‘e kadar, biri 6.4 kilometre diğeri 5.4 kilometre
uzunlukta iki tüneli de aşarak yolumuza devam ettik. Otobanda
aracımızı en fazla dört vitesle olan bir hızda yürüttük.
177 kilometrelik Salzburg - Spittal arasını muhteşem tabiat güzelliklerini
seyrederek aldık. Panoramik güzellik insanı aptal ediyor. Daha
fazla yeşillik, daha fazla sakinlik için yolumuzu Spittal'den
Oberdrauburg‘a çevirdik. Otobandan ayrılarak tek gidiş geliş
olan devlet yoluna girdik. Bu devlet yolunda saatte 70 kilometre hız
yapabiliyorsunuz. Orman aralarından düz vadide sıkılmadan
gidiyorsunuz. Oberdrauburg'tan
İtalya sınırına döndüğümüzde tekrar yağmur başladı. Bu
muhteşem ormanlarda her zaman yağmur olması normal. Ağaçlar
çok yüksek ve geniş yapraklı. Oberdrauburg'u döndükten iki
kilometre sonra yokuşlar başladı. Dağı tırmanırken yokuşla
birlikte ani dönüşü olan yollar bunlar. Ama hiç önemli değil,
yol çok kaliteli asfaltlanmış. Zaman zaman birinci vites ile tırmanıyorum.
Motor horulduyor. Eşim bazen ikiye al diyor ama olmuyor. Kolay değil,
kampingcisiniz, ev için gerekli her şey arabada. Kısaca bir ev
ihtiyacının küçültülmüşünü taşıyorsunuz. 10
senelik Lada işini biliyor. Düşük viteste sürdüğümden
motorda hararet artıyor. Unutmayın, motor hararet yapar ve
yolunuza devam ederseniz, motor contaları yanabilir ve oracıkta
işiniz biter. En az tamir için gerekli beş gününüzü ve
gereksiz harcanmış paranızı kaybedersiniz. Motorun harareti
arttığında vantilatörü direk soğutma yapmak için devreye
sokuyorum. Bir de aracı acil soğutmak için çok önemli bir
husus vardır. Motor harareti üst seviyeye geldiğinde aracın
kalorifer sistemini devreye soktuğunuzda hararet birden düşecektir.
Kampingciler, bu önemli konuyu unutmamaya çalışmalısınız. %
14 meyilli ve devamlı 270 derece dönüşlü yokuşları en klas
arabalar bile zorlukla alıyorlar. İki vitesle gitmek ne mümkün. Sınıra
kadar ilk yüksek yer olan Gailbergsettel, 982 metre yüksekliktedir.
Bir iki yerde aracı park ederek tabiatı gözlemledik. Dağ o
kadar dik ki sanki aşağıya taş atsanız dağın dibine düşecekmiş
izlenimi veriyor. Bu dağ biter bitmez, bir iki kilometre rahatladıktan
sonra 1.362 metre yüksekliğindeki Plöckenpass’a tırmanıyorsunuz.
Bu arada zaman zaman sis bulutları arasında yol alıyorsunuz.
Yolda hiç denecek kadar trafik bulunuyor. Macera ve tabiatı
sevenlere bu yolu tavsiye ediyorum. Geçişleri kolaylaştıracak
kısa mesafeli tüneller yapılsa bile zorlukla yol alıyorsunuz.
Yaz mevsiminin ortasında kalorifer sıcaklığı ile birlikte dağın
tepesi olan İtalya sınırına geldik. Sınırdaki Avusturya ve
İtalyan kontrol merkezlerinde numunelik bir memur bile yoktu. Huduttan
sonra bu kez iniş başlıyor. Plöckenpass’dan dağın dibine
kadar her dönemeçte uçurum görerek iniyorsunuz. Bu iniş, kırk
beş dakika kadar sürdü. Aşağıdan dağın tepesini görmek için
çabalarsanız arka üstü düşersiniz. Programımıza
göre çok geç kaldık. İtalyan sınırından sonra en büyük
yerleşim yeri olan Tolmezzo‘da uyumaya karar kıldık. Uyumaya
başlamadan evvel şehir içindeki Çin lokantasında kendimize
Pizza ziyafeti çektik. Burada da Margreta Pizza yemek nasip oldu.
Lokantadan çıkmadan evvel hesabı istedik ve "coperta"
denilen fazla ödeme ile karşı karşıya kaldık. Bu miktar,
yemek ücretinin üçte biri tutarındaydı. Lokantalarda servis açıldığından,
örtü parası olarak bu miktarı alıyorlar. Artık buna mecburi
bahşiş denilir. Demek ki pizzayı paketleterek dışarıda
yemekte fayda var. Zaten kampingciye yakışan da budur. Aracın
camlarını hafif açık bırakarak benzin istasyonunda uyumaya başladık.
İstasyon kapalıydı. Otomatik benzin vericiden tek tük benzin
almaya gelenler vardı. Akşam saat 20:00 ‘den sonra İtalya'da
böyle oluyor. Tolmezzo'da
sabah saat 06:30 ‘da uyanarak yola koyulduk. Gece hiç rahatsız
olmadığımızdan zindeydik. Biraz sonra LPG satan istasyona
girdik. Sabah erken olduğundan LPG istasyonunda gaz servisi yapmıyorlardı.
Biz de istasyon içinde kahvaltımızı hazırlayarak yeni bir güne
girdik. LPG istasyonu açıldığında tüpümüz net 60 litre LPG
aldı. Bir litre LPG için 1.000 Liret ödedik. Ne kadar ucuz.
Tolmezzo'dan devlet yolunu, E55 ‘i ve E13 ‘ü kullanarak
Udine, Pordenone, Treviso, Vicenza ve Verona'dan Lago di
Garda’ya saat 13:00 ‘de vardık.
Lago Di Garda (Garda Gölü) Verona'da
aracı müsait bir yere çekerek kalacağımız kampinge gidiş
rotasını çizdik. Garda’ya girerken sıkıntılar başladı.
Son derece lüks araçlar ve şahane villalar bizlere yanlış
yere geldiğimiz izlenimi bıraktı. Tolmezzo'dan Garda'ya kadar
giderken müthiş sıcakla birlikte çok yorulmuştuk. Bu arada yoğun
trafik bulunuyordu. Halbuki otobandan gelseydik böyle yorulmazdık.
Biran evvel bir kampinge kendimizi atmaya çalıştık. Nereye
girsek, hemen acele ile çıktık. Adamlar kampingin önüne her
ulusun bayrağını asmışlar. Sanki bunları pazarlıyorlar.
Fiyatlar o kadar yüksek ki hayret içinde kaldım. Garda'da bizim
şartlara uygun yerler 70.000 Liret ile 80.000 Liret arasında değişiyor.
Acele karar verdik ve Garda'nın kuzeyine doğru gölü takip
ederek ilerledik. Zaten bizim kamping yeri Lazise‘de idi. Yorgun
olduğumuz için Garda'da kamping aramıştık.
Diğer yazılarımızdan ve gelişmelerden haberdar olmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN Düşüncelerinizi, önerilerinizi, isteklerinizi, bilgi ve görüşlerinizi bizimle paylaşmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN
|
© 2002
www.1de1.com