|
Avrupa'da Kamping |
||||
|
[11]
Genova‘dan sonra SS1 devlet yolunu takip ederek Portofino'ya indik. Portofino'da yüzlerce motosiklet sahil şeridini işgal etmişti. Bir oto için yer bulmak ne mümkün. Paralı otopark aradık, o yeri de bulamadık. Ama yine de sürücülerin hoş görüsü ile bir yolu kapatarak birkaç fotoğraf aldık. Denize girilen yerler taşlık, ama ismi var.
Portofino
Limanı Moneglia'dan
La Spezia’ya kadar yeni asfaltlanmış yol üzerinden, kestane
ve çam ormanları arasından yolumuza devam ettik. Yol o kadar güzel
ki sürüşten keyif alıyorsunuz. Passo del Fore'ye geldiğinizde
büyük bir çılgınlıkla karşılaşıyorsunuz. Yüzü aşkın
motosikletli yarışçı, Fore geçidinin çıkışında ve inişinde
üçerli olmak üzere kronometreli yarış yapıyorlar. Çılgınca
bir yarış. Yolumuza devam ediyoruz ama korku ile oluyor. Devamlı
virajlı yollarda yüksek hızdaki motosikletlerin dönüşleri ve
yüksek desibeldeki gürültüleri yüreğimizi ağzımıza
getiriyor. İtalya'da hafta sonu yola çıkmamak en iyisi. İnsanlar
yarışları çılgınlık haline getirmişler. Herhalde ortada
para da dönüyordur. Tabii her an bir ambulans sesi de
duyuyorsunuz. Lada
ilk arızasını La Spezia'ya girmeden verdi. Otonun egzost
susturucusunun karesörüye bağlantısı olan iki lastik de kopmuş.
Bir adet bağlantı lastiği vardı onu taktım. İkinci bağlantı
yeri için çamaşır ipini kullanarak işimi geçici bir süreliğine
hallettim. Gece La Spezia‘daki otoban kenarındaki süpermarketin park yerinde kaldık. Sabah erkenden Marina di Pisa'ya gittik. Sahil yolunun kilometrelerce dümdüz yüzme alanları için düzenlenmiş olduğu görülüyor. Sahil boyunca yüksek ve hızlı dalgaları kesmek için büyük kayalarla düzenli bir sahil şeridi oluşturmuşlar. Herkes kendini denize atmak için erkenden yer kapmış. Denize genellikle ücret ödeyerek giriliyor. Tabii olarak plaj sahibi de bir takım hizmetlerde bulunuyor.
Marina di Pisa'nın panoramik görüntüsü Denizden sonra Livorno‘ya gittik. Hafta sonu olduğundan şehirde kimsecikler yoktu. Sahildeki parkta ve şehir içinde birkaç serseri şarap içerek dilencilik yapıyordu. Genel olarak tüm resmi daireler kapalı olmasına rağmen Livorno şehrini kısaca gezdik. Livorno'dan Pisa‘ya geçtik. Eğik kulesi ve çevresi ile sınırlı kalmayan Pisa'da da iyi zaman geçirdik. Burada binlerce turist bulunuyordu.
Pisa şehrinden bir görünüm
Ventimiglia'dan
Genova'ya kadar LPG istasyonu bulamadık. Tesadüfen Genova'dan
sonra Nervi’de LPG bulduk. Demek ki hafta sonu yakıtsız
kalmayacağız. Pazartesi sabahı Firenze’deki kampinge girdik.
Pisa'dan Firenze'ye kadar 114 kilometrelik devlet yolunu tercih
ettik. Pazar akşamı tatilden dönenler dolayısıyla trafik kıyameti
başladı. Bütün araçlar ip gibi saatte 90 kilometre hızla
ilerliyorlar. Burada trafik iki şerit gidiş iki şerit geliş
olarak düzenlenmiş. Sol şeritten gitmeniz mümkün değil. Sol
şeritten gidenler önündeki araçlara devamlı korna çalıyorlar
ve yol istiyorlar. Yollardaki araçların tümüne yakını
kaliteli lüks arabalar. Gösterişe meraklılar. Bu kalite
arabalar ile hız yaparak keyif çatıyorlar. Zaman zaman otoban
kenarlarında kazalardan dolayı ölenlerin aileleri tarafından bırakılmış
çiçekleri de görüyorsunuz.
Firenze Bu gezi döneminde; Çek, Macar ve Almanların tarihi yerleri görmek için bir merakları olmadığını sezinledim. Fransız ve Hollandalıların tarihi ören yerlerini görmeyi, turistik alanlarda gezmeyi sevdiklerine şahit oldum.
Firenze'ye
girdiğimizde sol tarafta Mc Donalds ve Ufi marketi bulunuyordu.
Marketin park yerinde akşam için bir şeyler yiyerek ana caddeye
yakın sokak başında ışık altında uyumaya başladık. Sabah
saat 06:00 ‘da markete gelen süt kamyonunun şoförüne Villa
Camerata kampinginin yerini sorduk. Elimizde Firenze'nin haritası
olmadığından kamyon şoförüne uyarak, tarife göre Pisa
istikametine doğru yola koyulduk. Tam devlet yoluna girerken,
tarifin garantisini almak için benzin istasyonuna girdik. İstasyonda
polis arabası vardı. İki kişiydiler. Polislerden adresin
tarifini istedim. Polis, "ters yöne gittiğimizi, bilakis
kampingin şehrin diğer çıkışında olduğunu" söyledi.
Polis tarifi yaparken öyle bunaldı ki, bizlere "bizi takip
edin" dediler. Tam yirmi veya yirmi beş dakika sonra bize
eskortluk eden Ferrari marka polis arabası ile birlikte kampinge
geldik. Daha kampingin açılmadığını, saat sekizde açılacağını
öğrendiler. Bize bilgi vererek gittiler. Birkaç gün sonra
tekrar gelerek hatırımızı sordular.
Kamping
muazzam bir ormanın içinde bulunuyor. Bu kampingi bir vakıf işletiyor.
Yerleşim alanları pek bakımlı olmamakla birlikte, banyosu,
tuvalet ve mutfağı çok kaliteli. Kişi başına 10.000 Liret,
çadır için de 9.000 Liret ödüyorsunuz. İtalyanların
davranışları çok kibardır. Almanların, Avusturyalıların ve
Çeklerin kaba davranışları hemen göze batıyor. İtalya'da
genellikle düzenli ve hızlı trafiği görürsünüz. Hızlı yaşamak
ve hızlı ölmek onların karakterinde vardır. Lüks ve gösterişli
araçlar, altın kolye ve künyeler, onların üstün olabilme
arzuları sonucudur. Ama kibar ve centilmen oluşları da ön
plandadır. Gençlerin araç sürüşleri toplum tarafından hiç
hoş karşılanmıyor. Polisten çok korktuklarından, topluma
uyum sağlayanlar çoğunlukta. Sabah çok erken kalkarak çayımızı demledim. Kahvaltı sofrasını hazırlarken eşim kalktı. "Daha sabahın altısı, erkenden neden kalktın?" diye sitemde bulundu. Kahvaltıdan sonra otobüse binerek, Degli Uffizi Galerisi’nin bulunduğu Signoria meydanına koştuk.
Firenze, Signoria Meydanı
Meydana geldiğimizde Degli Uffizi galerisine giriş için 300 metrelik insan kuyruğu olduğunu gördük. Bizden evvel davrananlar pek fazla idi. Eşim erken kalkmamızdan dolayı bana hak verdi. Kuyruğun sonundaki yerimizi aldık. Kuyrukta Dünyanın değişik birçok ülkesinden insanlar vardı. Mesleğimizin resim sanatı ile uzaktan ve yakından ilgisi olmamasına rağmen Lippi, Pollaiolo, Botticelli, Michelangelo ve Raphael‘in yağlı ve kara kalem çalışmalarını severek izledik. Sabah saat 08:30 ‘da kuyrukta olmamıza rağmen galeriye saat 10:00 ‘da girebildik. Galerinin içine girmemize rağmen içeride de yüz metrelik giriş bileti kuyruğuyla karşılaştık. Saat 12:30 ‘da dışarıya çıktık. Zaten 180 dakikadan fazla içeride kalınmaması tavsiye ediliyor. Galeriye giriş kuyruğu hiçbir zaman bitmiyor. Kuyrukta, arkamızda Norveçli bir aile vardı. Kızları resim sanatı üzerine eğitim görüyormuş. Bu yüzden Signoria meydanında bulunan kitaplardan birer adet satın aldılar.
Degli
Uffizi galerisinden bir bölüm
Galerinin
iç avlusunda kuru ve suluboya resim yapan, Firenze ile ilgili
resimleri orada yaparak satan ressamlar bulunuyor. Bu ressamlardan
biri spor gazetesi okuyordu. Ben, "Hafta sonu Milan ne yaptı?"
diye sordum. Herhalde Milan takımını tutmadığından "Hiçbir
şey bilmiyorum" diye yanıt verdi. Ben de "spor
gazetesi okuyorsunuz ama" dediğimde “Fatih Terim’i ve
Milan’ı sevmiyorum" dedi. Fatih Terim’in Firenze’nin
Fiorentina takımını çalıştırırken Milan takımına
gitmesini kabul edemiyordu. Signoria
meydanında kısa boyları ile Uzakdoğulular pıtır pıtır yürüyerek
gezilerini yapıyorlar. Kuyrukta ve civarda bilhassa Portekizli ve
İspanyolların çokluğu dikkati çekiyor. Alman mı? Bir tane
bile yok. Gli Uffuzi'yi ziyaret etmek insanı yorgunluktan perişan
ediyor. Öğleden sonra ağır ağır yürüyerek Firenze
merkezini gezdik. Japonlar devamlı alış veriş yapıyorlar. Üstlerindeki
elbiseleri buralardan satın almalarına rağmen yine de alış
veriş yapıyorlar. Üstlerindeki giysiler de hiç yakışmıyor.
Vücutlarına uygun giysi bulmak ne mümkün ama satıcılar yine
de satışlarını yaparak giydiriyorlar. Ellerinde ünlü mağazaların
torbaları bulunuyor. Tabii tur operatörlerinin de bu alış verişlerde
yönlendirme yaptıkları muhakkak. Fiyatlar yüksek olmasına rağmen
bütçe şartlarımıza uyum sağlayan birkaç hediye satın aldık.
Zaman zaman eşiniz ile uyum sağlamakta fayda var. Firenze'yi
ziyaret eden muhakkak Michelangelo meydanına gider. Biz de öyle
yaptık. Burada şehri ikiye ayıran Arno ırmağının süzülüşü
ile tarihi silueti kuşbakışı önünüzde görürsünüz.
Tepemizde sıcak kavurucu güneş olmasına rağmen şehri kuşbakışı
izliyoruz. Tarihi binalar, bozulmamış haliyle sizleri
kucaklayacaktır. Tur operatörleri, turist kafilelerini akın akın
bu meydana getiriyorlar. Herkes koşturuyor. Bol bol deklanşöre
basarak bu anlarını hatıralarına alıyorlar. S.
Giovanni meydanındaki katedral muhakkak gezilmelidir. Dış
cephesi; yeşil, beyaz ve kırmızı mermerler ile kaplanmış. Firenze'de
en az üç gün kalarak, aradığınız şeyleri bulabilirsiniz.
Firenze'de ana merkezin pazarcılar ile işgal edildiğini göreceksiniz.
Burada deri ceket, çanta, kayış ve incik boncuk satıyorlar.
Kalitesiz ve pahalı mallar sayılır. Zaten alıcı da pek yoktu.
Turistler de o kadar keriz değil ya! Firenze'den
sonra yolumuz Roma‘ya çıkıyor. Firenze çıkışında Litresi
980 Liretten depomuzu LPG ile doldurduk. Yoğun sıcak altında
Grosseta‘dan sonra Albina'ya kadar geldik. Denizi özlemişiz.
Her yer tıklım tıklım olmasına rağmen rıhtımda otomuza,
denizde de kendimize yer bulduk. Havanın çok sıcak olması
hafif hafif esen rüzgarı engellemiyordu. Tenimiz iyice bronzlaşırken
hafiften esen rüzgar da bunalmamızı engelliyordu. Bu
yörede adım başı kamping bulunuyor. Hedefimiz ve programımız
Roma olduğundan, iki üç gün burada kalmak istemiyoruz. Şu
anda rıhtımdaki yerimizde iki İtalyan aile karavanları ile
tatillerini yapıyorlar. Yirmi beş metre ileride kampingler var.
Biz "Neden kampingde kalmıyorsunuz" diye soru yöneltince,
"para ödemek istemediklerini" söylediler. Bize de yardımcı
olarak, "karavanlarının yanında kalabileceğimizi" söylediler. Firenze'den
buraya gelirken döviz bozdurmak için Siena‘ya uğradık. Daracık
Siena sokakları turist kaynıyordu. Bir yerlere oturarak sohbet
edenler, cafelerde birasını yudumlayanlar, tatlı sohbetlere
dalan insanlar her şeyi unutmuş durumdaydılar. Burada açık
bir adet döviz bürosu vardı ve "yok" karşılığında
döviz bozuyordu. Fırsatlar dünyası işte! Gördüğümüz
kadarı ile muhakkak kalınması ve gezilmesi gereken çok ilginç
bir şehir. Oluşumundan dolayı kaleler ile çevrili olduğundan,
şehrin içinde ne bir fazlalık ne de eksik bir şey var. Albina
marinası, ırmak ile denizin birleştiği yerde. Irmak, kenarında
denize açılmak üzere veya liman yapan deniz motorları ile
dolu. Tatil olduğu için de kıyı şeridi otolar ile işgal
edilmiş. Denize girdikten sonra güneşlenmek için sahilde kumda
yatmayı tercih etmedim. İyi de yapmışım. Karavanlı, Torino
şehrinden olan bir İtalyan ile sohbet etme imkanımız oldu. Bu
kişi kısa boylu ve toplucaydı. Biraz diyalekt konuşuyordu.
Sonra farkına vararak anlaşılır bir dil ile konuşmaya başladı.
İtalyan politikasına hiç yabancı olmadığı izlenimi
veriyordu. Çok
sıkı Berlusconi‘ciydi. İtalya'da emekliler lehine yasalar çıkardığını,
emekliler için çok ucuza sosyal konutlar yaptığını ve çok
zengin olduğunu anlattı. Zengin insanın hırsızlık yapmayacağını
düşünüyordu. Bari şehrinde yaptırdığı sosyal konutları
çok ucuza sattığını ballandırarak anlattı. Akşam
saat 22:00 ‘de uyumak için otoya girdiğimizde büyük felaket
ile karşılaştık. Aracımızın içi sivrisinek doluydu. Demek
ki kabus gibi bir gece bizi bekliyordu.
Diğer yazılarımızdan ve gelişmelerden haberdar olmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN Düşüncelerinizi, önerilerinizi, isteklerinizi, bilgi ve görüşlerinizi bizimle paylaşmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN
|
© 2002
www.1de1.com