|
Maceranın Pusulasıyla Mavi ve Yeşile Yolculuk |
||
|
-2- 28 Temmuz 2003 Kozyatağı’ndaki Carrefour süpermarketinin arkasında bulunan Petrol Ofisinden LPG tankını tam olarak doldurarak Fatih Köprüsü'ne giden otobana saat 15:00 de girdik. İpsala’ya doğru 377 km sürecek olan yola neşe ile çıktık. Yol için gerekli bilgi ve erzaklarımızı eksiksiz olarak tamamlayarak huzur içinde gezimize başlıyoruz.
Hava çok sıcak, hafif esinti olsaydı iyi olacaktı. Aracımız Lada Samara’nın sağ taraf camlarını açıyoruz. Ortam sıcaklığını araç içinde sağlanan hava sirkülasyonu ile azaltmaya çalışıyoruz. Radyodan müzik dinlemek için birkaç radyo istasyonu araştırıyorum. Ne mümkün. On sene evvel aldığım oto radyosundan randımanlı ses almak olanaksız. Devamlı parazitli sesler müziğin içine ediyor. Ama müzik dinlemek istiyoruz. Hemen Tarkan’ın son kaseti “Dudu” 'yu kasetçalara sürüyoruz. Çok şişirme hazırlanmış olsa da bu kaset neşelenmemize katkıda bulunuyor. Tarkan Tevetoğlu'nun ismini kullanması çok doğal. Bu tür albümlere hazırlıklı olmalıyız.
Baskın sıcak altında İkitelli otobanına giriş yapıyoruz. Sürücüyü sıkmayan inişli çıkışlı, sağa ve sola dönüşlü keyifli bir yoldayız. Şahsen bu otobanda araç sürmek hoşuma gidiyor. Bu tür otobanlar uzun yolculuklarda tercih sebebimdir. Bu tür yollarda hızlı gidilmediği takdirde uykusuz olsanız bile kaza yapmanız mümkün değil. Her şeye rağmen uykusuz olarak yola çıkılmamalıdır. Kınalı’da otoban çıkışında 1.750.000 T.L ödedik. Tekirdağ’dan geçerken, meşhur olduğu söylenen Tekirdağ köftesinden yemek istedik. Yol heyecanı ile İstanbul’da doğru dürüst öğle yemeği yememiştik. Köftemizi yemek için Tekirdağ kentinin içine doğru yokuş yukarı aracı vurduk. Çok sıkışık bir trafik vardı. Ayrıca cadde üstünde ve kaldırımlarda tam bir insan seli vardı. Yokuş yukarı bir km 'lik yolu almak için epey zorlandım. Araç neredeyse hararet yapacaktı. Sanki havada kor halinde bir ateş topu dolaşıyordu. Terlemek ne kelime, vücudumdan oluk gibi ter boşaldı. Daha evvel köftesini tattığım ve çok beğendiğim “Ali’nin Yeri” 'ni bulmak mümkün olmadı. Bu sıkışık trafikte olacak gibi değildi. Yine birileri dalga geçerek, kentin geleceğini görmüyorlardı. Trafik anarşisini önleyecek trafik polisleri de ortalıkta görünmüyordu. Ali’nin Yeri’ni bulamayınca, geri dönerek kentten çıkmanın da mümkün olmadığını düşündüğümüzden, dosdoğru yolumuza devam ettik ve kentin öbür ucundan çıkış yaptık.
Tekirdağ’dan görüntüler
Bence, Tekirdağ'ın köftesinden önce Tekirdağ rakısının içimi fevkalade güzeldir. Tekirdağ rakısını emsalleri arasında birinci olarak kabul ediyorum. Ayrı düşüncelere saygı duyuyorum ama eminim ki Tekirdağ rakısından bir duble aldıktan sonra özgürlüğünüze kavuşacaksınız.
İpsala hudut kapısı yol ayrımı
Keşan yol ayrımında, Migros’a girerek yiyecek bir şeyler satın almayı düşündük. Fiyatlar inanılması güç şekilde pahalıydı. Yiyecek maddelerinin birkaçının fotoğrafını çekmemize mani oldular. Yüksek fiyatlar yüzünden koşarak Migros’ tan dışarı fırladık.
Keşan yol ayrımından 22 km sonra İpsala yol ayrımına vardık. Yol ayrımının girişinde sağ tarafta bulunan lokantaya girerek tatil boyunca özleyebileceğimiz yemeklerin siparişini verdik. Yemekler çok leziz ve güzeldi. Bir de sinekler olmasaydı daha iyi olacaktı. Bir dahaki yolculuğumuzda bu lokantaya uğramayacağız. Yemek; çevresinin albenisi ile de güzeldir.
İpsala Hudut Kapısının modern tarzda yeniden inşa edildiğine çok sevindik. Hayran kaldım. Yalan söylemiyorum. Aferin bizlere. Yurt dışından gelen, çoğunluğu Avrupa’da çalışan Türk işçileri veya aileleri için hudut gümrük çıkışları çok kolay ve rahat olmaktadır. Yurt dışından gelenlerin hepsinin yüzleri güleçtir. Yurtlarına gelmekten sonsuz mutluluk duymaktadırlar. İçinde kafeteryası, satış mağazalar bulunan modern binada gelenlere ve gidenlere çok güzel hizmet sunulmaktadır. Kompleksin içindeki içki ve sigara satış ünitesinde sevdiğim “Ballıca” sigarasından aradım. Maalesef bulunmuyordu. Bu sigaraya talep olmadığını söylediler. Gümrükte Ballıca sigarası ucuz olur düşüncesi ile yanıma almamıştım. Yurt dışında sigarasız kalmamak için üç karton 2000 sigarası aldım. Bunun dışında Türk sigarası olarak Maltepe ve Samsun sigaraları satılıyordu. Biz Türklerin çok özel içkisi olan “Rakı” da bulunmuyordu. Gümrük sahasında müthiş bir insan trafiği olduğundan insanlara rakı dayanmıyor olabilir . Bolca Avrupa markalı içki ve sigara bulunuyordu ama genelde Türk sigaralarına rağbet vardı.
Yunanistan Gümrüğüne saat 21:30 'da girdik. Her iki ülkeyi hudutta birleştiren yeni bir köprü yapılması trafik yoğunluğunu hafifletmesi bakımından çok iyi olmuş. Köprünün bir başında olan Türk askerlerine selam vererek karşı tarafa geçtik.
Yunan hudut kapısında bulunan pasaport kontrolü yapan polis memuru , “Saat 24:00 'den evvel giriş yapamayacağımızı“ bildirdi. Haklıydı. Yunan hudut kapısının girişinde kuyruk olabilir düşüncesiyle Türkiye’den erken çıkış yapmıştık. Yunan hududuna girişte tek bir araç dahi yoktu. Yunanistan’a girişimiz 29 Temmuz 2003 tarihinde başlayacağından ve araç sigortamız da bu tarihte başladığından içeri alınmamamız normal. 1.5 saat beklememiz gerektiği için aracımızı kenara çekerek zaman öldürmeye başladık. Sivrisineklerle bu bekleme sırasında tanıştık. Bulutlar halinde uçuşan sivrisinekler her tarafımızı ısırıyorlardı. Erken gelişimizin cezasını sivrisinekler kesiyordu. Böylesine ilk kez rastlıyorum. Gümrük binalarının çevresi sivrisinek kaynıyor. Aracımızın sol tarafındaki iki cama sineklik yapmamıza rağmen, sıcaktan ve araç içinde beklemekten hanım bunaldığından aracın sağ tarafından ön kapıyı açar açmaz sivrisineklerin istilasına uğradık. Kol ve bacaklarımız sivrisinek sokmasıyla yanmaya başladı. Yunanlı gümrükçü ve polisler de kapalı bürolarında sineklik ile sivrisinek avlıyorlar. Gümrük memuru mecburen dışarıda olması gerektiğinden koşarak iş yapıyor. Hatta muayene bile yapmıyor.
Saat 24:00 'e kadar huduttan üç araç geçti. Bir ara gümrük alanında bulunan kafeteryaya giderek soğuk bir şeyler içtik. Burada Gümülcineli iki Türk ile tanıştık. Biri yabancılar kontenjanından faydalanarak Ankara’da bir üniversitede okuyor. Anlattığı bazı şeyler çok ağrıma gitti. Bir şeyler söylemek istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Haklılardı. Türkiye’nin güçlü olmasını istemelerini doğal görüyorum.
Saat 11:45 'te pasaport, triptik ve uluslararası motorlu taşıt sigorta kartının kontrolünü yaptırdık. Triptik karnesine bakmaya gerek görmedi. Yunanlı gümrükçü, “İsviçre’ye kamp yapmaya gittiğimizi” öğrenince bagajlarımızı kontrol etmeden, “İyi yolculuklar ve tatiller” diyerek geçiş verdi. Yunanistan topraklarına giriş yaptık.
Geceleyin tamamen ücretsiz olan otobanda yolumuza devam ediyoruz. Bu otoban kelimesine "ekstra" sıfatını katmakta fayda görüyorum. Bu konuda daha başka ifade tarzı bulamıyorum. Alexandroupoli, Komiti, Xanth ve Kavala’ya kadar keyifle gidiyoruz. Bu sefer de aklıma ”kaymak” sıfatını kullanmak geliyor.
Asprovalta
Asprovalta ‘ya geldiğimizi kent merkezinin kalabalığından anlıyoruz. İnsanlar neşe içinde otel, pansiyon ve kampinglerine istirahata gidiyorlar. Yunanlılar Asprovalta kentini turistik alan olarak çok iyi tanıttıkları için bol miktarda turist geliyor. Asprovalta tamamen turistlere hitap eden bir eğlence merkezi sayılır. Kavala’dan Asprovalta ve daha ilerisine kadar tamamen kumsaldır ve temiz bir denizi vardır. Bu kumsal boyunca sayamayacağınız kadar kamping bulunuyor.
Asprovalta sahil şeridi
<<< Yeniliklerden haberdar olmak için
|
© 2003
www.1de1.com