|
SAFRANBOLU |
|||||||||||||||||
|
[2]
HIDIRLIK
TEPESİ Bir önceki bölümde karnımız tok altımız kuru hareket ettiğimiz Yörük Köyü’nü anlatmıştık, oradan ayrıldıktan yaklaşık 10 dakika sonra Safranbolu’nun “Çarşı” diye adlandırılan tarihi bölgesi tarafındaki girişten Safranbolu’ya ulaştık. Pek tabi ki burada ilk durağımız etrafı rahatça görebileceğiniz meşhur “Hıdırlık Tepesi” oldu.
Halk arasında dolaşan bir söylentiye göre bir ara Nuh’un gemisi bu tepedeymiş. Bir benzetme yapmak gerekirse tepe hakikaten bir geminin güvertesini andırıyor ama tabi ki bu sadece bir söylenti... Tepeye, girişin hemen solunda yer alan 40-50 adımlık yokuş bir yoldan yürüyerek ulaştık.
Kısa bir soluklandıktan sonra etrafa şöyle bir göz attık, Safranbolu’nun dillere destan tarihi evlerinin güzelliği, adeta bir ressamın fırçasından çıkmış tablo gibi mağrur bir eda ile gözlerimizin önüne serilmişti.
Büyülenmiştik,
iyi ki nefes almışız çünkü insan bu manzaraya bakarken nefes
almayı unutuveriyor. Mimari harikası bu evlerin ne kadar itina ile
yapıldığı, sanat ve tarih kokan görünüşlerinin yanı sıra
birbirlerinin görüşünü kapatmadan inşa edilmesinden de
belliydi, öyle ki her biri aynı miktarda güneş görüyordu. Eeee
eskiler ne demiş “Güneş girmeyen eve
doktor girer”, Safranbolu’da gelenek ve göreneklerine bağlı
bir yer olarak atalarımızın dediklerini aynen uygulamışlar :) Genelde bütün evler bahçe içinde yapılmış, bahçelerdeki onlarca değişik ağacın hepsi çiçek açmış. Bu evlere dikkatle bakan biri, pembe renk çiçekli ağaçların içinde ağırlıklı olarak beyaz, bazen de mavi ve sarı renkli, ahşap kepenkli evlerin, geçmişten günümüze uzanan köprü gibi bir tarih yaşamış olmanın verdiği yorgunluğu hissettirmeden gururla ayakta durduklarını görebilir ( biraz uzun bir cümle ama güzeldi! ). Evlerin giriş kapısının önünde teneke kutular içine dikilmiş ortancalar ise ortama ayrı bir güzellik katmış. Aklımıza gelmişken Safranbolu’ya gelirken evinizde ne kadar fotoğraf makinesi, kamera varsa yanınızda getirin, çünkü resim çekmeye doyamayacaksınız. Safranbolu’da görüntüleyeceğiniz o kadar çok şey var ki filmler, kasetler yetmeyecek. Büyük Fotoğrafları Görmek İçin Aşağıdaki Ufak Resimlere Tıklayın
KAYMAKAMLAR
EVİ Safranbolu’ya atanan kaymakamların burada ikamet etmesi sebebiyle “Kaymakamlar Evi” diye anılan bu ev, Safranbolu’nun diğer tarihi evlerinin karakteristik özelliklerini de bünyesinde barındırmakta. Çarşı içinden ya da Hıdırlık Tepesi'nden aşağıya doğru dik ve kestirme bir yoldan yürüyerek ulaşabileceğiniz “Kaymakamlar Evi” sonradan restore edilerek müze haline getirilmiş ve ziyarete açılmış.
Ev 3 kattan oluşuyor. Ana kapı çift kanatlı ve oldukça büyük.
Kapıdan içeri girdiğinizde “Hayat” denilen, evin zemin katına ulaşıyorsunuz. İçeri girdiğiniz anda yüzünüze çarpan serin havadan özellikle yazın buraya neden hayat denildiğini çok iyi anlıyorsunuz. Eskiden atlarla yolculuk edildiği için ev sahipleri ya da misafirler atlarını “Hayat” 'ta dinlendirirlermiş. Tavanı oldukça yüksek olan “Hayat” 'ta sağ tarafta odunların yığılması için bir bölüm ayrılmış. Onun hemen solunda bahçeye geniş bir kapı açılmakta. Karşı duvarda ise eskiden evde, tarlada kullanılan orak, düven, gaz lambası gibi aletler sergileniyor. Sol tarafta camekan içinde ise yine eski giysiler ve aletler var.
Giriş kapısının hemen solunda da üst kata çıkan merdivenler var, merdivenlerin hemen sol yanında Safranbolu’nun tarihi ve “Kaymakamlar Evi” ile ilgili kitapları bulmak ve satın almak mümkün.
İlk kata çıkarken arada karşımıza gelen eski giysiler içindeki cansız mankenle resim çektirdikten sonra daha neler göreceğimizi merak ederek heyecanla yukarı çıktık. İlk katta bizi “Selamlık” denilen geniş sofaya açılan ve birbirleri ile simetrik olan 4 oda kapısı karşıladı. Haa bir de merdivenlerin sağ tarafındaki ilk iki oda kapısı arasında yer alan, pencere önünde oturmak için kullanılan bir bölüm vardı. Hemen sağdaki ilk odaya daldık, bir yandan da Safranbolu’da yetişmiş olan arkadaşımızın bize eski Safranbolu evlerinin özelliklerini anlatışına kulak veriyorduk. Burada çok ilginç olan şey, odaların her birinin bir ailenin, uyumanın yanı sıra yemek yapıp yiyebileceği, banyo yapabileceği, hatta konuklarını ağırlayabileceği şekilde tasarlanmış olması. ( Yani her bir oda sanki ayrı bir ev gibi, bir de şöyle bir adet var ki; evlenen erkek çocuğu evden çıkmazmış. Eskiden erkek çocuğunun evlendikten sonra başka bir eve taşınması büyük ayıp sayılırmış işte bu sebeple evlerin odaları bu şekilde düzenlenmiş...)
Neyse biz odaya geri dönelim; Ocağın olduğu duvar tarafında hem yer yataklarını koymak, hem de yıkanmak için kullanılan “Yüklük” isimli bir duvar boşluğu yer alıyor. Burası yaklaşık 1.5-2 m2 lik bir bölüm, insanlar banyo yapacakları zaman burayı boşaltıyor ki zaten burada yer yatakları ve yorgan yastık gibi şeyler tutuluyor, ve yorganların üzerinde durduğu tahta kapaklar açılarak ufak bir küvete dönüştürülüyor. Her küvetin tabi ki kendi gideri var ancak acaba ne kadar sağlıklı bilemiyoruz, aslında kulağa hoş gelmiyor da değil hani...
Ocağın
hemen üstünde ise bacanın iki yanındaki ufak oymalar göze çarpıyor,
eskiden buralara ocağı yakmak için kibrit, çıra, v.s. şeyler
koyarlarmış. Odaların iki veya üç tarafı oturma için çepeçevre
sedirle çevrilmiş, genelde kırmızı tonlarında eski Türk
motifleri ile süslenmiş halılarla kaplı bu sedirler pencerelerin
önünde yer alıyor. Yaslanmak için kullanılan halı yastıkların
üzerleri beyaz dantel ya da beyaz elişi örtülerle kaplanmış.
Pencereleri ise yine beyaz elişi perdeler süslemekte. Pencerelerin dışında
yer alan kahverengi kepenkler, evi güneşten, yağmurdan koruma görevi
görüyor ayrıca dışarıdan bakıldığında da “işte
klasik bir Safranbolu evi” dedirtiyor. Tavanlar ise ayrı
bir el işçiliğinin ve oymacılığının en güzel örnekleri ile
süslenmiş, insan tavana bakarken sanki kayboluyor.
Diğer odaları tek tek anlatmak istemiyoruz çünkü genelinde aynı özellikleri taşıyorlar, odaların yerleşimi ve döşemeleri birbirine paralellik gösteriyor. Tek farkı orta kattaki odalar oturma ve misafir ağırlama amacı ile kullanılırken, üst kattaki odaların ağırlıklı yatak odası olarak kullanılıyor olması. Bebek beşikleri, yer yatakları, yöresel giysiler içindeki mankenlerle bazı odalarda eski yaşamlar temsili olarak canlandırılmış.
Üst
katın tavanı orta kata göre daha yüksek. Evin içindeki kalabalıktan
Safranbolu’ya düzenlenen turların mutlaka buraya uğradıklarını
anlıyoruz. Öyle ki bir odadan diğerine insanlar koşuşup
duruyor. Herkesin yüzünde, tarihten izler görebilmenin
huzuru ve mutluluğu okunuyor. Biz de aynı huzuru duyarak evden ayrılmak
üzere çıkışa doğru yöneliyoruz. İlk gün için hem yolculuk hem de ayağımızın tozu ile tarihi ziyaretler bizi bir hayli yoruyor, en azından kalacağımız yeri görmek ve kısa bir konaklama yapmak için “Ayenler Evi” 'ne gidiyoruz ve bakın orada neler görüyoruz?
İÇİNDEKİLER Diğer yazılarımızdan ve gelişmelerden haberdar olmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN Düşüncelerinizi, önerilerinizi, isteklerinizi, bilgi ve görüşlerinizi bizimle paylaşmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN
|
© 2002
www.1de1.com