SAFRANBOLU

[3]

  

Daha kalacağımız yeri dahi görmeden birçok yeri dolaşmıştık ama artık yol üzerindeki, konaklayacağımız Ayenler Evi'ni görme vakti gelmişti. Buraya uğradıktan ve bazı eşyalarımızı bıraktıktan sonra hava kararmadan biraz daha etrafı dolaşmak istedik. Gördüğünüz gibi enerjimiz hiç bitmiyor :)

 

İlk olarak şehir içerisinde biraz dolaştık ve Turistik Turing Otellerini görmeye gittik. Bu tesis birkaç konaktan oluşuyor (Havuzlu, Cevizli, Kirazlı İki, Üzümlü, Erikli Konaklar). Odalar oldukça güzel ancak ucuz sayılmazlar. Bizce havuzlu konak içerisindeki kocaman havuzu görmeden hiçbir yere gitmeyin! Şans getirmesi için atılan yüzlerce bozuk paranın ışıltısına hava karardığında yakılan lambaların yansımaları da eklenince harika bir görüntü oluşuyor. Mutlaka havuz etrafında oturarak bir şeyler için ve uzun uzun sohbet edin.

 

ASMAZLAR KONAĞI

Buradan bir dostumuzun evine gidiyoruz. Asmazlar Konağı'na, yani 1996 yılı "En İyi Korunan Kültür Mirası" yarışması ikincisi olan tarihi konağa gidiyoruz. Pencerede bizi bekleyen ev sahibinin çocukları (nedense?) hüngür hüngür ağlıyorlardı :) Konağın içerisinde yaptığımız kısa bir gezintiden sonra oturma odası olarak kullanılan havuzlu odaya girdik. Muhteşem tahta tavan işlemeleri, kök boya ile boyanmış, yaklaşık 100 yıldır renklerinden hiçbir şey kaybetmemiş perdeleri ve harika havuzu ile insanın içine huzur dolduran bu odadan ayrılmak gerçekten çok zor oldu.

 

Büyütmek istediğiniz resimler üzerine tıklayınız

 

 

Asmazlar Konağı'ndan ayrıldıktan sonra gezmeyi dört gözle beklediğimiz Arasta (Yemeniciler) Çarşısı'na gittik ancak hava karardığı için birçok dükkan kapalıydı ve çok fazla dolaşmadan Ayenler Evi'ne geri döndük. 

 

AYENLER EVİ

Konakladığımız yer Safranbolu’nun genelde yazlık evlerin bulunduğu Bağlar’ın Kavaklar kısmında yer alan restore edilmiş 2 katlı bir evdi. Safranbolu’nun Kıranköy diye adlandırılan girişinden yukarı doğru ana yoldan dümdüz devam ederseniz Kavaklar kısmına ulaşıyorsunuz. 

   

Kavaklar Camii'nin hemen yanında da “Ayenler Evi” yer alıyor. Evin bir katı tamamen bize ayrılmıştı. Kaldığımız kat 3 oda, 1 salon, mutfak ve banyodan oluşuyordu. Ödediğimiz fiyat kişi başı 20 milyon TL olup, bu fiyata sabah kahvaltısı dahildi. Doğrusu o gece deliksiz bir uyku çektik. Ertesi sabah kahvaltı için masaya oturduğumuzda zengin kahvaltılıkların yanı sıra zeytinyağlı dolmaların, su böreklerinin de yer aldığı krallara layık bir kahvaltı bizi bekliyordu. Soluksuz bir şekilde hepsini midemize indirdikten sonra toparlanıp, ev sahiplerimize teşekkür ederek, gezimize kaldığımız yerden devam etmek üzere evden ayrıldık.   

 

ARASTA (YEMENİCİLER) ÇARŞISI

Safranbolu'da ticaret "Lonca" sistemi ile yürütülürmüş. Bu sistem bizim günümüzdeki meslek odaları örgütlerine karşılık gelmektedir. Her meslek grubu kendi arasında örgütlenir ve birbirlerini destekler, yan yana yer alırmış. Safranbolu'daki loncalar da Yemeniciler Loncası, Demirciler Loncası, Bakırcılar Loncası gibi gruplara ayrılırlar ve belirli yerlerde odaklanırlarmış. İşte şu sıralar da bu Lonca yapısına benzer bir sistem ile bir araya gelmiş sanatkar insanlar ürünlerini kendilerine has çarşılarda sergilemektedirler. Biz önce bunlardan Arasta (Yemeniciler) Çarşısı'nı gezmeye karar verdik.

 

Buraya çarşı merkezindeki hamamın hemen yanından yaklaşık 50 adım yürüyerek ulaşıyorsunuz. Arasta çarşısının girişine gelirken yolun sağında ve solunda yer alan eski evlerin restore edilerek motel, bar ve restoran haline getirildiğini görebilirsiniz. Buralarda, Yörük Köyü’nde olduğu gibi gözleme, baklava gibi yöresel yemeklerin yanı sıra canlı müzik eşliğinde hemen hemen tüm yemek çeşitlerini de tatmanız mümkün. Ayrıca Arasta Çarşısı'nın içine girmeden de alışveriş yapabileceğiniz yemeniciler yol üzerinde tek tük de olsa bulunuyorlar. Çarşı içerisindeki alan oldukça kısıtlı olduğu için bu tip dükkanların dışarıya taşmaları çok doğal.

 

Bunları geçip, sol tarafınızdaki birkaç basamaktan oluşan taş merdivenden indiğinizde karşınıza Arasta Çarşısı geliyor. Asma yapraklarının oluşturduğu adeta yeşil bir çadır içinde kurulmuş imajı veren çarşıya girince karşınızda ilk olarak bir cafe görüyorsunuz. Eskiden kahve olan bu yerde yiyecek olarak her çeşit gözlemenin tadına bakmanız mümkün. İç kısım büyükçe bir oda şeklinde. Beyaz iş perdelerin süslediği pencerelerin önünde yer alan sedirler duvar boyunca çepeçevre dolanmakta. Odanın bir kısmında hanımlar sipariş ettiğiniz gözlemeleri açıp, pişiriyorlar. Ortaya kış günleri ısınmak için bir soba yerleştirilmiş. Tavanda yer alan balkabağından avizeler ortamla bütünlük içinde. Dış kısma ise dışarıda oturmak isteyen konuklar için  masalar ve sandalyeler yerleştirilmiş.

 

Cafenin sağından ve solundan devam eden yolun iki tarafında küçük ama bir o kadar da şirin yan yana dizilmiş adeta dayanışmayı sembolize eden dükkanlar yer alıyor. Yaklaşık 10-15 m2 civarında olan bu dükkanlarda el emeği, göz nuru ile üretilen ve çarşıya da adına veren yemenilerin yanı sıra her türlü örtüler, perdeler, renk renk nakışlı bluzlar, çantalar, dükkanların ön tarafında yer alan tezgahlarda satışa sunuluyor. Esnaf sizi sıcak bir ilgi ve sevecenlikle karşılıyor. Ürettiği malların özelliklerini siz sordukça bir bir sabırla anlatıyor.  Her birindeki emeği sözlerden olduğu kadar gözlerinden de anlamak mümkün. Asla fazla kar amacı gütmedikleri de belli. Öyle ki eğer komşusu o gün satış yapmamışsa sizi ona gönderecek kadar da tok gözlü.  

  

 

Bütün dükkanlara tek tek uğradık. Doğrusu her birinde birbirinden değişik güzellikte ürünlere hayran kaldık. Ailemize, akrabalara, eşe dosta aldığımız hediyelerle ellerimiz dolu, çarşıdan tam çıkmaya hazırlanıyorduk ki birkaç dükkanda maket Safranbolu evlerine rastladık. Gece lambası olarak yapılan bu evlerin bahçesi bile ihmal edilmemişti. Ortalama 8-10 milyon civarındaki bu evlerden de satın alıp, yolumuza devam ettik.

Çarşıdan çıkıp sağ tarafa doğru yönelince Köprülü Mehmet Paşa Camisi avlusu içinde sol tarafta çok eskiden yapıldığı belli olan bir güneş saati dikkatimizi çekti. Saatin üzerinde yatay olarak bir yelpaze şeklinde kısalı uzunlu çizgiler ve bu çizgilerin başladığı yerde ise üçgen prizma şeklinde bir parça yer alıyordu. Çizgilerin açık olan ucunda da çözemediğimiz manada yazılar vardı. Güneşin konumuna göre üçgen prizmanın gölgesi bu çubukların üzerine düşüyor, böylece zamanı ölçmek mümkün oluyordu. Taştan yapılan bu saatin doğru olarak çalıştığını varsayıp, yolumuza devam ettik.    

 

BAKIRCILAR ÇARŞISI ve AKÇASU KANYONU

Yemeniciler Çarşısı'nın aşağısına doğru, yapıları eski ama içleri modern ticaretin malları ile süslenmiş dükkanların arasından yürüyerek ilerledik. Bakırcılar Çarşısı'na girmemizi sağlayan kemerli kapıdan geçtikten sonra eski ve yeni bakır eşyalar satan dükkanlara uğrayıp, birkaç parça cezve, sahan, ibrik satın aldık.  Burada genç yaşlı sanatkarlar bakırdan yapılmış onlarca çeşit ev eşyasına şekillerini veriyor ve üzerlerine harika desenler işliyorlardı. Fotoğraflarını çekerken dahi hiç istiflerini bozmamalarından işlerine verdikleri önemi anlamak mümkündü.

 

 

 

Bakırcılar Çarşısı'nın sonlarına doğru Akçasu Kanyonu'nu üstten görebileceğimiz tel çitlerle çevrili bir yere geldik. Safranbolu'nun en büyük özelliklerinden biri de bir kanyonlar kenti olması. Akçasu Kanyonu üzerindeki yazıyı aynen size aktarıyoruz:

"Safranbolu jeolojik yönden ilginç bir oluşuma sahiptir. İlçede derin ve uzun kanyonlar (Tokatlı, Düzce, Tekekurum), büyük mağaralar (Bulak, Hızar) yer alır. Kent üç ayrı derenin (Akçasu, Gümüş ve Bulak) oluşturduğu kanyonların üzerinde kurulmuştur. Bu kanyonların dar yerlerinde yapılaşma kemerler üzerinde devam ettirilmiştir"

Kanyonun görünüşü gerçekten harika. Aşağıdaki resimlerin üzerine tıklayarak ayrıntılarını incelemenizi tavsiye ederiz. Kanyonun hemen üzerindeki bakırcı dükkanlarının neredeyse havada durduğuna şahitlik ediyorsunuz. Kim bilir belki 50 senelik birkaç kalasın desteğinde kanyon üzerinde her an düşebilecekmiş gibi duruyorlar. Diğer tarafta ise geçişi sağlayan kemerleri ve bunların altında yuvalanmış onlarca güvercini görebiliyorsunuz. Hiç beklemediğimiz bu görüntüler bize hayranlıkla karışık bir şaşkınlık duygusu yaşatıyor.

 

Büyütmek istediğiniz resimler üzerine tıklayınız

 

 

Biraz daha ilerleyince meşhur Cinci Hanı karşımızda bütün ihtişamı ile belirmişti.  

 

CİNCİ HANI

Sakın adına bakıp ta burada cinlerin yaşadığını düşünmeyin :) Sadece hanı yaptıran hocanın adından dolayı böyle anılmakta. Cinci Hanı 17.yy ortalarında İpek yolunun Safranbolu’dan geçmesi sebebiyle tüccarların konaklama, yeme içme gibi ihtiyaçlarını karşılamak üzere inşa edilmiş. İki kattan oluşan bu hanın her katında yan yana odalar bulunmakta. Odaların içinde yemek, ısınma gibi ihtiyaçları karşılamak üzere ocaklar bulunmakta. Hanın ortasında ise üstü açık şadırvanlı bir avlu bulunuyor. Han, şu an restore ediliyor. Restorasyon çalışması bittikten sonra dünyanın sayılı 5 yıldızlı otellerinden biri olacağı söyleniyor. Bu nedenle şu an için görmemize izin vermiyorlar ancak içerisi hakkında birazcık fikir kazanabilmek için bir delik bulup aşağıda sağdaki fotoğrafı çekmeyi başardık.

 

Büyütmek istediğiniz resimler üzerine tıklayınız

 

 

DÖNÜŞ

Daha gezilecek çok yer olması ve bizim fazla vaktimiz olmaması tüm ekipte üzüntü yarattı. İlk fırsatta tekrar gelmek üzere gezdiğimiz ve gezemediğimiz tüm tarihi ve doğal güzelliklere veda ederek İstanbul'a doğru yola çıktık.

  

 

- SON

 


İÇİNDEKİLER

Sayfa 1

Sayfa 2

Sayfa 3


Diğer yazılarımızdan ve gelişmelerden haberdar olmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN

Düşüncelerinizi, önerilerinizi, isteklerinizi, bilgi ve görüşlerinizi bizimle paylaşmak istiyorsanız lütfen TIKLAYIN

 

© 2002

www.1de1.com