SAFRANBOLU

<<< BÖLÜM 1

BÖLÜM 3 >>>

Bölüm 2 - Hıdırlık Tepesi ve Kaymakamlar Evi

HIDIRLIK TEPESİ

Bir önceki bölümde karnımız tok altımız kuru hareket ettiğimiz Yörük Köyü’nü anlatmıştık, oradan ayrıldıktan yaklaşık 10 dakika sonra Safranbolu’nun “Çarşı” diye adlandırılan tarihi bölgesi tarafındaki girişten Safranbolu’ya ulaştık. Pek tabi ki burada ilk durağımız etrafı rahatça görebileceğiniz meşhur “Hıdırlık Tepesi” oldu.

 

 

Halk arasında dolaşan bir söylentiye göre bir ara Nuh’un gemisi bu tepedeymiş. Bir benzetme yapmak gerekirse tepe hakikaten bir geminin güvertesini andırıyor ama tabi ki bu sadece bir söylenti...

Tepeye, girişin hemen solunda yer alan 40-50 adımlık yokuş bir yoldan yürüyerek ulaştık. 

 

 

Kısa bir soluklandıktan sonra etrafa şöyle bir göz attık, Safranbolu’nun dillere destan tarihi evlerinin güzelliği, adeta bir ressamın fırçasından çıkmış tablo gibi mağrur bir eda ile gözlerimizin önüne serilmişti. 

 

 

Büyülenmiştik, iyi ki nefes almışız çünkü insan bu manzaraya bakarken nefes almayı unutuveriyor. Mimari harikası bu evlerin ne kadar itina ile yapıldığı, sanat ve tarih kokan görünüşlerinin yanı sıra birbirlerinin görüşünü kapatmadan inşa edilmesinden de belliydi, öyle ki her biri aynı miktarda güneş görüyordu. Eeee eskiler ne demiş “Güneş girmeyen eve doktor girer”, Safranbolu’da gelenek ve göreneklerine bağlı bir yer olarak atalarımızın dediklerini aynen uygulamışlar :)

Genelde bütün evler bahçe içinde yapılmış, bahçelerdeki onlarca değişik ağacın hepsi çiçek açmış. Bu evlere dikkatle bakan biri, pembe renk çiçekli ağaçların içinde ağırlıklı olarak beyaz, bazen de mavi ve sarı renkli, ahşap kepenkli evlerin, geçmişten günümüze uzanan köprü gibi bir tarih yaşamış olmanın verdiği yorgunluğu hissettirmeden gururla ayakta durduklarını görebilir ( biraz uzun bir cümle ama güzeldi! ). Evlerin giriş kapısının önünde teneke kutular içine dikilmiş ortancalar ise ortama ayrı bir güzellik katmış. Aklımıza gelmişken Safranbolu’ya gelirken evinizde ne kadar fotoğraf makinesi, kamera varsa yanınızda getirin, çünkü resim çekmeye doyamayacaksınız. Safranbolu’da görüntüleyeceğiniz o kadar çok şey var ki filmler, kasetler yetmeyecek.

 Büyük Fotoğrafları Görmek İçin Aşağıdaki Ufak Resimlere Tıklayın

KAYMAKAMLAR EVİ

Safranbolu’ya atanan kaymakamların burada ikamet etmesi sebebiyle “Kaymakamlar Evi” diye anılan bu ev, Safranbolu’nun diğer tarihi evlerinin karakteristik özelliklerini de bünyesinde barındırmakta. Çarşı içinden ya da Hıdırlık Tepesi'nden aşağıya doğru dik ve kestirme bir yoldan yürüyerek ulaşabileceğiniz “Kaymakamlar Evi” sonradan restore edilerek müze haline getirilmiş ve ziyarete açılmış. 

 

 

Ev 3 kattan oluşuyor. Ana kapı çift kanatlı ve oldukça büyük.

 

 

Ahşaptan yapılan bu kapı iri başlı çivilerle tutturulmuş. Kapının dış yüzeyinde, bugünkü kapı zili vazifesini gören bir tokmak (yerel adıyla şakşak) bulunmakta. Eskiden irice bir çivi başına tokmağın vurulmasıyla kapı çalınır, ev sahibi ise evin içinden kapının kilidine kadar uzanan bir ipi çekerek kapıyı açarmış. Şu anda modern kapı zilleri bu sisteme eşlik etmekte.

Kapıdan içeri girdiğinizde “Hayat” denilen, evin zemin katına ulaşıyorsunuz. İçeri girdiğiniz anda yüzünüze çarpan serin havadan özellikle yazın buraya neden hayat denildiğini çok iyi anlıyorsunuz. Eskiden atlarla yolculuk edildiği için ev sahipleri ya da misafirler atlarını  “Hayat” 'ta dinlendirirlermiş. Tavanı oldukça yüksek olan “Hayat” 'ta sağ tarafta odunların yığılması için bir bölüm ayrılmış. Onun hemen solunda bahçeye geniş bir kapı açılmakta. Karşı duvarda ise eskiden evde, tarlada kullanılan orak, düven, gaz lambası gibi aletler sergileniyor. Sol tarafta camekan içinde ise yine eski giysiler ve aletler var.

 

 

Giriş kapısının hemen solunda da üst kata çıkan merdivenler var, merdivenlerin hemen sol yanında Safranbolu’nun tarihi ve “Kaymakamlar Evi” ile ilgili kitapları bulmak ve satın almak mümkün. 

 

 

Ağzımız bir karış açık serinliğin de verdiği keyifle etrafa bakınarak merdivenden üst katlara çıkmak için yöneldiğimizde merdivenin sağ tarafında yer alan bir kapı dikkatimizi çekti. Kapıdan içeri baktığımızda tahta sıraların karşısında yer alan beyaz perdeden buranın minik bir eğitim salonu olduğunu anladık. Karşımıza gelen bir görevli buranın aslında eskiden hayvan barınağı (ahır) olduğunu şimdi ise konferans salonu olarak kullanıldığını söyledi. Burası ile ilgili başka bir detay da şu, görevli bu salonun kapılarını kapattıktan sonra bizden tekrar açmamızı istedi. Bir süre kapıyı inceledikten sonra kapı üzerinde ne kapı kolu ne de kilit yeri bulabildik. Pes ettikten sonra görevli kapının hemen üzerinde bulunan bir deliğe parmağını soktu ve kapı açıldı ( basit bir mandal mekanizması ama açıkçası iyi düşünülmüş ). Böyle bir mekanizmanın yapılma sebebi ise hayvanların dışarı çıkmasını engellemek içinmiş? ( Gerçi kapıyı tokmağından tutup açan at herhalde buna da bir çözüm bulurdu? :) )

 

 

Tekrar yukarı, üst katlara yöneldiğimizde bir başka görevli galoş giymeden içeri giremeyeceğimi hatırlattı, teşekkür edip galoşlarımızı giydik ve parmaklıklı merdivenden doğruca üst katlara yöneldik. 

 

 

 

İlk kata çıkarken arada karşımıza gelen eski giysiler içindeki cansız mankenle resim çektirdikten sonra daha neler göreceğimizi merak ederek heyecanla yukarı çıktık. İlk katta bizi “Selamlık” denilen geniş sofaya açılan ve birbirleri ile simetrik olan 4 oda kapısı karşıladı. Haa bir de merdivenlerin sağ tarafındaki ilk iki oda kapısı arasında yer alan, pencere önünde oturmak için kullanılan bir bölüm vardı.

Hemen sağdaki ilk odaya daldık, bir yandan da Safranbolu’da yetişmiş olan arkadaşımızın bize eski Safranbolu evlerinin özelliklerini anlatışına kulak veriyorduk. Burada çok ilginç olan şey, odaların her birinin bir ailenin, uyumanın yanı sıra yemek yapıp yiyebileceği, banyo yapabileceği, hatta konuklarını ağırlayabileceği şekilde tasarlanmış olması. ( Yani her bir oda sanki ayrı bir ev gibi, bir de şöyle bir adet var kievlenen erkek çocuğu evden çıkmazmış. Eskiden erkek çocuğunun evlendikten sonra başka bir eve taşınması büyük ayıp sayılırmış işte bu sebeple evlerin odaları bu şekilde düzenlenmiş...)

 

 

Neyse biz odaya geri dönelim; Ocağın olduğu duvar tarafında hem yer yataklarını koymak, hem de yıkanmak için kullanılan “Yüklük” isimli bir duvar boşluğu yer alıyor. Burası yaklaşık 1.5-2 m2 lik bir bölüm, insanlar banyo yapacakları zaman burayı boşaltıyor ki zaten burada yer yatakları ve yorgan yastık gibi şeyler tutuluyor, ve yorganların üzerinde durduğu tahta kapaklar açılarak ufak bir küvete dönüştürülüyor. Her küvetin tabiki kendi gideri var ancak acaba ne kadar sağlıklı bilemiyoruz, aslında kulağa hoş gelmiyor da değil hani... 

 

 

Ocağın hemen üstünde ise bacanın iki yanındaki ufak oymalar göze çarpıyor, eskiden buralara ocağı yakmak için kibrit, çıra, v.s. şeyler koyarlarmış. Odaların iki veya üç tarafı oturma için çepeçevre sedirle çevrilmiş, genelde kırmızı tonlarında eski Türk motifleri ile süslenmiş halılarla kaplı bu sedirler pencerelerin önünde yer alıyor. Yaslanmak için kullanılan halı yastıkların üzerleri beyaz dantel ya da beyaz elişi örtülerle kaplanmış. Pencereleri ise yine  beyaz elişi perdeler süslemekte. Pencerelerin dışında yer alan kahverengi kepenkler, evi güneşten, yağmurdan koruma görevi görüyor ayrıca dışarıdan bakıldığında da “işte klasik bir Safranbolu Evi” dedirtiyor. Tavanlar ise ayrı bir el işçiliğinin ve oymacılığının en güzel örnekleri ile süslenmiş, insan tavana bakarken sanki kayboluyor.

 

 

Diğer odaları tek tek anlatmak istemiyoruz çünkü genelinde aynı özellikleri taşıyorlar, odaların yerleşimi ve döşemeleri birbirine paralellik gösteriyor. Tek farkı orta kattaki odalar oturma ve misafir ağırlama amacı ile kullanılırken, üst kattaki odaların ağırlıklı yatak odası olarak kullanılıyor olması. Bebek beşikleri, yer yatakları, yöresel giysiler içindeki mankenlerle bazı odalarda eski yaşamlar temsili olarak canlandırılmış.

 

 

Üst katın tavanı orta kata göre daha yüksek. Evin içindeki kalabalıktan Safranbolu’ya düzenlenen turların mutlaka buraya uğradıklarını anlıyoruz. Öyle ki bir odadan diğerine insanlar koşuşup duruyor. Herkesin yüzünde, tarihten  izler görebilmenin huzuru ve mutluluğu okunuyor. Biz de aynı huzuru duyarak evden ayrılmak üzere çıkışa doğru yöneliyoruz.

İlk gün için hem yolculuk hem de ayağımızın tozu ile tarihi ziyaretler bizi bir hayli yoruyor, en azından kalacağımız yeri görmek ve kısa bir konaklama yapmak için “Ayenler Evi” 'ne gidiyoruz ve bakın orada neler görüyoruz? Ama bir sonraki bölüme...

Üçüncü ve SON Bölüm İçin TIKLAYIN >>>

<% if (request.form("ok")<>1)then %> <% else Set Mailer = Server.CreateObject("SMTPsvg.Mailer") Mailer.FromName = "FORM" Mailer.FromAddress= request.form("T1") Mailer.RemoteHost = "mail.chicagowebs.com" Mailer.AddRecipient "Mail formu", "mail@1de1.com" Mailer.Subject = "Mail adresleri" Mailer.BodyText = request.form("T1") if not Mailer.SendMail then Response.Write "Hata oluştu lütfen tekrar deneyiniz" end if end if %>

 

 

 

© 2001

www.1de1.com

 

mail@1de1.com